... Genel Kategorisi
Pazartesi, Ocak 24th, 2011
Bir Jason Bourne fanatiği olduğumdan beri Matt Damon’un filmlerini merakla bekliyorum. Jason Bourne serisinin başarılı yönetmeni Paul Greengrass’ın çektiği Green Zone’da yine Matt Damon ve action bir araya geldi ama film Irak’da geçtiğinden Bourne’daki gibi hevesimi alamadım. Bourne’da adam tüm Avrupa’nın altını üstüne getiriyordu.
Bugün ofisde pazartesi sendromumun en güzel şekilde geçmesi için adetim hilafına bilgisayara bir kulaklık takıp bir şeyler dinliyordum. iTunes dinlediğim dosyayı bitirdikten sonra sağolsun diskteki bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olan diğer mp3′leri de çalmaya başladı. Tabi bunların arasında Moby-Extreme Ways de vardı (Bourne serisinin kapanış jeneriği). Bunu dinleyince sendrom mendrom kalmadı. Hemen masaüstlerimden birini Bourne afişi yaptım. Diğerine de yine canlı bir mac teması koydum.
Bunla da yetinmedim. Bourne bu aralar ne işler çeviriyor diye baktım. IMDB’de The Adjustment Bureau filmini gördüm. Trailer’ini izledim. Yine alengirli işlere bulaşmış olduğunu görünce sevindim. Bourne’un yenisi gelene kadar (ümitliyim, gelecek, gelmeli! parasıyla değil mi kardeşim) bu filmlerle idare edeceğiz artık.
İşte yazının başındaki mp3 (bir sitedeki videodan aşırma ile download ettiğim için adını bilmiyorum, midomi’ye soracak vaktim de olmadı).
İşte bu da şu andaki masaüstüm ve resimlerim:



Tags: extreme days, jason bourne, matt damon, the adjustment bureau
Posted in Genel, Sinema | No Comments »
Perşembe, Ocak 6th, 2011
Geçtiğimiz sene eşime iMac almakla başlayan Mac yolculuğumuz büyük bir keyifle devam ediyor. O zamanlar daha yeni aldığım Asus laptop’u önce MacOs’a çevirmek sonra da satmak için ne kadar uğraştığımı “olMAC ya da olmaMAC” başlıklı şu yazıda uzuun uzun anlatmıştım. En nihayet kendime bir Mac Mini almayı başarmıştım. Zaten işyerinde daha öncesinden MacOs kurulu Dell Vostro kullanıyordum (bu Dell’lerin yerine de Mac Mini aldırma çalışmalarım hızla devam ediyor).
Hasılı, Mac kullanmaya başladığımdan beri bilgisayar karşısında işim gereği saatlerimi harcarken artık büyük bir keyif alıyorum. Çocukluğumdan beri bilgisayar başında sadece program yazdığımda (ve gençliğimde Tomb Raider oynadığımda) saatlerin nasıl geçtiğini anlamazdım. Şimdi bilgisayarı bir son kullanıcı olarak kullanırken de akıp gidiyor zaman.
Format denen illet hayatımdan uçup gitti. Antivirüs kurmak, crack aramak derdi kalmadı. Komut satırında coşmak istediğim zaman daha doğru düzgün tam ekran bile olamayan aptal CMD’ye mahkum olma devri bitti. Bir sunucuya bağlanmak için Putty gibi harici programları değil doğrudan kendi komut satırımı kullanabiliyorum. Dosyalarım disk üzerinde A, B, C gibi ayrı ayrı ağaçlarda değil, tek bir “/” köküne (root) bağlı. Unix’in 1970′lerden beri süregelen sapasağlam yapısını işletim sisteminin iliklerinde olduğunu bilmek bir nevi Hummer kullanmak gibi bir şey (Hiç Hummer’a binmedim ama herhalde sağlam bir arabadır). (daha fazla…)
Tags: dell vostro, elmacı pazarı, iatkos, mac appstore, macosX
Posted in Genel, Mac | No Comments »
Pazar, Ocak 2nd, 2011
Kursda üçüncü dersin son kısmında hızlıca Navigation Controller’ı görmüştük fakat yazmaya fırsat bulamamıştık. İyi de oldu, çünkü tek bir yazıda uzun uzadıya bütün dersi anlatmaktansa konulara göre bölerek anlatmak daha iyi olur kanaatindeyim.
iPhone uygulamalarında en çok kullanılan view controller’lardan biri de Navigation Controller’dır. Navigation Controller’da hiyerarşik bir düzen vardır. Genelde Table View’larla beraber kullanılır. Kullanıcı ilk Table View’dan bir satıra tıkladığında o satırla ilgili yeni bir view çağrılır. Eğer bu da bir Table View ise burdaki bir satıra tıklandığında bir sonraki ilgili view çağrılır. Her bir alt kademedeyken bir üst kademeye geri dönmek için Uygulamanın üst kısmındaki bar’da geri dönüş butonları otomatik olarak çıkar (Tabi o ekran için bir title -başlık- yazmışsak).
Şimdi basit bir uygulama ile Navigation Controller’in detaylarına inelim. Yemekler adında küçük bir uygulama hazırlayalım, ilk ekranda “Etli Yemekler, Zeytinyağlılar ve Çorbalar” şeklinde yemek kategorileri listelensin. Etli Yemekler’e tıklandığında “Orman Kebabı, Hünkar Beğendi, İskender” sıralansın. Zeytinyağlılar’a tıklandığında “Taze Fasülye, İmam Bayıldı, Barbunya” sıralansın. Çorbalar’a tıklandığında “Ezo Gelin, Tarhana, Yayla, Şehriye” sıralansın. Aslında kursda bu örneği işlemedik ama nasılsa blog’da zamanımız daha bol olduğu için sindire sindire anlayalım diye bu tarz bir örnek kullanmak istedim. (daha fazla…)
Tags: Ezo Gelin Çorbası, navigation controller, UITableViewController, xcode, yemek tarifleri uygulaması
Posted in Ders Notları, Genel, Iphone, Kendime Not | 7 Comments »
Çarşamba, Aralık 29th, 2010
Eğer iPhone uygulamamızda birden fazla Table View kullanmak istiyorsanız ve kodlar da birbirine karışmasın diyorsanız aşağıdaki adımları takip ediniz:
- View Based Application taslağı ile yeni bir proje oluşturun. (Bu yazı için hazırladığımız örnek projemize “CokluTablo” adını verdik. Dosya isimlendirmeleri bu şekilde yapılacaktır.)
- Resurce klasöründeki CokluTabloViewController.xib dosyasını Interface Builder ile açıp içine Library’den 2 tane TableView nesnesi yerleştirin. (Resim 1)
- Xcode’a geri dönüp Classess klasörüne sağ tıklayın ve şu adımları seçin: Add -> New File -> UIViewController Subclass (seçeneklerden sadece UITableViewController subclass seçili olsun). (Resim 2)
- Dosya adı olarak Tablo1.m yazın (Tablo1.h da otomatikmen oluşacaktır).
- Aynı işlemi tekrar yapın ve dosya adı olarak Tablo2.m yazın. (daha fazla…)
Posted in Genel, Iphone, ipucu, Kendime Not | 1 Comment »
Çarşamba, Aralık 29th, 2010
Malumunuz iki hafta önce Gelişim Platformu bünyesinde 60 saatlik iPhone Uygulama Geliştirme eğitime başladık. Kursda gördüğümüz konuları dilim döndüğünce burada paylaşmaya çalışıyorum. Konular ilerleyip karmaşıklaştıkça detayları paylaşmak daha yorucu olacağından şimdiden affınızı rica ediyorum.
Bu dersimizde ViewController’ları gördük. Bir kaç tanesine değindik, TableViewController ve Navigation Controller üzerinde denemeler yaptık. Diğer derslerde controller’lara devam edeceğiz.
iPhone için yazılan uygulamalar MVC (Model, View, Controller) prensibine dayanır. Kabaca ifade edersek; Model yapıları veritabanı ile olan alışverişi, View yapıları uygulamanın görsel kısımlarını oluşturur. Controller’lar ise bu ikisini koordine eden yapılardır. (daha fazla…)
Tags: Gelişim Platformu, iPhone Uygulama Eğitimi, Kevser Temiz, Table View
Posted in Ders Notları, Genel, Iphone, Kendime Not | 3 Comments »
Perşembe, Aralık 23rd, 2010
Bu akşam iPhone Eğitimimizin 2. dersini gördük. Daha önce kendi başımıza uygulamalar yazmış olsak da sınıf olarak herşeye sıfırdan başladığımız için geçtiğimiz dersde Xcode’a tepeden bir bakış attık. Bugün de ilk “Hello World” uygulamamızı yaptık.
Uygulamaya geçmeden önce Mac tedarik edemeyen kursiyerlerin Windows makinelerinde çalışabilmeleri için önceden hazırlanmış ve içinde Xcode bulunan sanal makine (VMWare) imaj dosyası elden ele dolaştı (bu dosyanın linkini bulabilirsem bu sayfalarda yayınlayacağım). Ofisteki bir arkadaşımdan ödünç MacBook Air alamasaydım ben de bu kervana katılacaktım. Sanal makinelerle ne kadar uğraştığım blogun eski sayfalarında mevcut. Bu noktada hemen haklı eleştirimizi yapalım. Gelişim Platformu; yıllardır verdiği eğitimlerle ön planda olan bir dernek. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de iPhone uygulama eğitimi ilk kez GP tarafından veriliyor. Çok makbule geçtiğini -şahsen- ifade edeyim. Fakat bu kursa arkadaşlarımı çağırırken “bir şey getirmenize gerek yok, nasılsa iPhone eğitimini pc’lerde yapacak halimiz yok, orda Mac laboratuvarları vardır” demiştim. Fakat değil Mac, normal bir pc laboratuvarı bile göremedik. Neyse ki başvuranların sayısı çok fazla oldu da iki gruba bölünerek rahat bir ortamda ders almaya başladık. İnşallah bu iPhone eğitimi daha pek çok kere verilecektir. GP’de güzel bir laboratuvar ile bu başarı karşısında kendini ve kursiyerlerini ödüllendirir. (daha fazla…)
Tags: GP iPhone eğitimi, Hello World
Posted in Ders Notları, Genel, Iphone | 1 Comment »
Pazartesi, Kasım 22nd, 2010
Bu bayram 9 gün tatil olunca fırsattan istifade eşimin memleketi Gönen’e kaçtık. Tastamam bir hafta orada kalmak üzere plan yaptık. Haftalardır vakitsizlikten bitiremediğim işleri gün gün programladım. Yedi gün, yedi iş.
Gel gör ki havalar mükemmel sıcaklıkta olunca içimden çalışmak gelmedi bir türlü. İlk bir kaç gün akraba ziyaretleri, el öpmeler.. Sonra gezelim tozalım, adalara gidelim (Marmara Adası’na gittik, gezentigiller.com’da bugün yarın çıkar) derken baktım 6. gün olmuş bile. Son gün can havliyle listemdeki ilk işe başlayıp bitirdim :)) O yanıma kar kaldı.
Posted in Genel | No Comments »
Cumartesi, Eylül 18th, 2010
Bir önceki evlilik yıldönümümüzde eşime aldığım iPhone 3G ile başladı herşey. Sonra geçen doğum gününde aldığımız iMac ile macera devam etti. Ardından henüz 8 aylık olan Asus Notebook’umu satıp Mac Mini’yle tanıştık. Şimdi de aylardır yolunu gözlediğimiz şirket hediyesi iPad eklendi ailemize.
Öte yandan iPhone için hazırladığımız uygulamalara artık iPad uygulamaları da eklenmeye başladı. İlk olarak Bahçeşehir Üniversitesi Öğrenci İşleri Sistemi olan OİS’in iPad versiyonunu hazırladık. Şimdilik yayında değil. AppStore’dan onay bekliyor. Bunun akabinde yine aynı kurumun başka uygulamaları da gelecek. Diğer taraftan da kısa bir süre önce iPhone versiyonunu hazırladığımız Ebruli Osmanlıca Sözlük (offline) ve Crazy Math’in iPad versiyonlarını yazmak istiyoruz nasipse.
Bakalım, inşallah güzel şeyler ortaya koyabiliriz.
Tags: bahçeşehir üniversitesi, crazy math, Ebruli Sözlük, ipad, mac mini, ois
Posted in Genel | No Comments »
Çarşamba, Eylül 1st, 2010
Gerek ofisteki gerek evdeki normal pc’lere macos (iatkos) kurmak için ne kadar uğraştığımı bu sayfalarda bir kaç kere yazmıştım. Bunlardan en uğraştırıcı olanı geçen hafta nihayet sattığım Asus N61VN laptopum idi. Asus’u satınca Mac-Mini almaya karar vermiştim. Sağolsun Friend Feed camiasından Barış Değer ve Bahaeddin Beyler bu konuda yardımcı olacaklarını önceden belirtmişlerdi. Fırsat çıkınca hemen kapılarını çaldım ve ennihayet geçen hafta Mac-Mini’yi evimizde gördük. Gördük görmesine ama çalıştırmak ancak dün nasip oldu. Zira ilk gün ofisten getirdiğim VGA monitörü bulabildiğim tüm aparatlarla denememe rağmen Mac-Mini’ye bağlayamadık ve biz de en hızlısından bir gönderi yaparak hepsiburada.com’dan yeni bir monitör sipariş verdik. Perşembe sipariş ettiğimiz ürün ellerinde hazır olmasına rağmen (ki o yüzden “hızlı gönderi” diyorlardı) paketleyip kargoya vermeleri cumartesiyi bulunca ürünün bana gelmesi pazartesiyi buldu. Allah’tan, “ürün sizin transfer merkezinizde, gelip almak istiyorum” ricalarımı “biz size değil kargoyu bize teslim eden firmaya yani hepsiburada.com’a karşı sorumluyuz, prosedür, protokol, ıvır zıvır, kıvır kıvır” tarzı teorik olarak haklı ama pratik olarak hiç bir şekilde müşteriyi memnun etmeyen cevaplarla beni beddualara gark eden Yurtiçi Kargo firması 30 Ağustos olmasına rağmen pazartesi günü de çalışıyormuş. Gerçi evimizden iki sokak arkadaki kargo şubesinden 9.20′de çıkan bir kargo bizim eve saat 14.00′de teslim edilince 30 Ağustos’um da heba oldu. Neyse geçti çok şükür :)
İşte sonunda mac ailesinin minik bir bireyiyle teşerrüf etmiş olduk. 8 ay önce eşimin eski pc’sinden kurtulup Artı Bilgisayar’ın kampanyasından faydalanarak iMac almıştık. Ondan fırsat buldukça bilgisayarını kapıp kullanıyordum. Çok şükür şimdi rahatladık.
Bu sene Bahçeşehir Üniversitesi Yazılım Mühendisliği Bölümüne başlayacak olan sevgili kayınbiraderim de bizle yaşayacağı için çalışma odamızı ona bırakarak mac’leri kapıp salona geçtik. Normal pc’ler salonda çok çirkin dururdu ve eşim kesin çıngar çıkartırdı :). Ama mac’ler dekorasyonu bozmadığı için problem yok. Ürünlerini adeta beyaz eşya kalitesinde hazırlayan Apple tasarımcılarına teşekkür ederiz.
Posted in Genel | No Comments »
Salı, Temmuz 27th, 2010
Geçen cumartesi eşimin blogu vesilesi ile Çorlu’daki Algida Dondurma Fabrikası gezisine davetliydik. Son zamanlarda katıldığımız pek çok etkinlikte olduğu gibi bunda da ben +1 olarak gitme şansına sahip oldum (Bada Developers Days etkinliğinde eşim +1 idi heh hee).
Gezinin olduğu sabah eşim rüyasında servis otobüsünü kaçırdığımızı görmüştü, öyle de oldu. Daha doğrusu biz vaktinde duraktaydık ama servis durağı tutturamadı ve bizi es geçti. Çok şükür imdadımıza FF’den Göktaşı Hanım ve eşi yetişti. Onlar durağa arabalarıyla gelmişlerdi. Otobüsü fazla uzaklaşmadan yetişebildik.
Daha çok yemek bloggerları davetli olduğundan katılımcıların büyük bir kısmı bayandı. Sunipeyk bey ve Özgür Bey (babaolmak.com) baylardan bildiklerim. Özgür Bey’in minik kızı talihimize bizim servisteydi :) Bir annesinin bir babasının kucağında zıplayıp durdu. Göktaşı Hanım’ın mahdumu da yan koltukta kah uslu uslu oturarak kah annesinin dizlerinde uyuyarak güzel bir yolculuk yaptı. Diğer serviste de bir kaç cocuk daha vardı, artık onlar için ne unutulmaz bir gezi olmuştur kimbilir:)
Küçükken dondurma sevmezdim, ona rağmen annemle ablam -tadına bakıp sonra onlardan birine vereceğim için- mahsus bana da ısmarlardı. Şimdi en azından dondurmamı bitirebiliyorum :D Hele Magnum Gold olursa eşimin dondurmasına bile dadanmam ihtimal dahilinde.
Geziye başlamadan önce çay-kahve ve aperatif ikramı vardı. İkramların yanısıra çeşit çeşit dondurmalar da dolaplarda afiyetle bizim ziyaretimizi bekliyordu. Gönüllerini kırmadan onları da mutlu ettik.
İkramdan sonra seminer salonunda çeşitli sunumlar yapıldı. Algida anlatıldı. Dondurma tüketiminde Türkiye’nin nerede olduğunu ve nereyi hedeflediklerini söylediler. Soru cevap bölümü oldu. Güvenlik konusunda da kısa bir brifing aldık. Olası durumlarda çalan siren seslerinine ne anlama geldiğini ifade ettiler. “Bu gün planlanan herhangi bir tatbikat yoktur, siren sesi duyarsanız bu gerçek bir siren sesidir” cümlesi anlatan dahil herkesi güldürdü :)
Geziye başlamadan önce çantalarımızı bıraktığımız toplantı odasında masanın üstündeki ethernet kablosu çok ilgimi çekti. Klasik ethernet kablosu yerine bilgisayar kasalarındaki data kabloları gibi ince şeritler halinde hazırlanmıştı. Çok hoşuma gitti.
Fabrikanın hijyenik önlemleri katılımcılar için eğlenceliydi. Hepimize tek kullanımlık beyaz önlükler giydirdiler, acemi doktorlara benzedik. Çocuklara da minik önlükler giydirdiler. Turnikelerden geçerken üzerinde yürüdüğümüz yerde sular akıyor ve ayakkabılarımızı yıkayacak fırçalar dönüyordu. Gerçi fırçalar çalışanların özel ayakkabıları içindi sanırım, bizim ayağımızda galoş vardı. Ellerimizi önce köpüklü sabunla yıkadık, sonra turkinelerden geçerken özel bir sıvıyla daha ıslattık.
Otomasyon sistemleri -her ne kadar elektronik mühendisi olup mesleğimi icra etmesem de- çok ilgimi çekmiştir, bu açıdan bir dondurma fabrikasını gezmek benim için güzel bir deneyim oldu. Birbiriyle eşzamanlı bir şekilde çalışan bütün o makineler, işlemler çok muntazamdı ve harika bir mühendislik eseriydi. Fakat bu gezi sayesinde yazılım sektörüne kaymakla ne kadar isabetli bir adım atmış olduğumu bir kere anladım. Elektronik veya makine, Gerçekten zor dallardı benim için.
Fabrikanın içini dolaşırken magnum’un, kornetto’nun, vienetta’nın, maraş dondurmasının paketlenmeye doğru son bir kaç adımını görme şansımız oldu. Külahlı dondurmalarda külahları ilgili yerlere dolduran elemanlardan başka insan eliyle yapılan bir işlem görmedim. Gerçi belli yerlerde karşılıklı iki personel bulunuyordu ama sanırım onlar sadece bir aksilik olduğunda müdahale ediyorlardı. Fabrikada teknisyen haricindeki personeller tepeden tırnağa beyaz giyiniyorlardı. Ağızları maskeliydi ve başlarındaki boneler enselerini kapatıyordu. Bizim harala gürele dolaşmamızın yanında onlar sessiz sedasız işlerini yapıyor yahut yanımızdan geçiyorlardı. Uzay filmlerinde gemilerde çalışan yüzlerce askeri anımsatıyorlardı.
Kornetlerin yapıldığı bölümde içinde çikolata olan külahlardan ve herşeyiyle hazır, sadece soğutulmamış kornetlerden ikram ettiler. Sıcağı sıcağına yedik. Bir de Maraş Dondurması bölümünde bir kaç kutuyu açtılar, onları da pirana misali mideye indirdik.
Gezinin sonunda henüz raflara daha ulaşmamış franbuazlı dondurmalı pastanın tadına bakma imkanımız oldu. Şahsen “çikolata süt” seven bir tip olduğumdan sadece tadına baktım. Müptelalarına afiyet olsun efendim.
Geziden sonra fabrika bahçesinde mangal keyfi yaptık. Özenle hazırlanmış piknik masaları ve açık büfe çeşit çeşit mangal lezzetleri, sarmalar, salatalar, meyveler.. Söylemesi ayıp hemen hepsinin tadına baktık. Hepsi çok lezizdi. Hazırlayanlardan, bizi bu geziye davet edenlerden, bu organizasyonu düzenleyenlerden, bize ikramlarda bulunanlardan, tüm personelden Allah razı olsun.
Pikniğin ardından hatıra fotoğraflarımızı da çekip tekrar servislerle yola koyulduk. Evimizin Beylikdüzü’nde olması ilk kez bir etkinlikte işe yaradı, yolu en kısa olanlardan biriydik. Servisten inerken birer koli dondurma ve dondurma taşıma çantası hediye ettiler. İkram üstüne ikram, gerçekten çok mahcup olduk.
Emeği geçen herkese tekrar tekrar teşekkürler…

Tags: algida, çorlu fabrikası, dondurma, kornetto, maraş dondurması, vienetta
Posted in Genel | No Comments »