"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Sinema

Harekette Bereket Vardır

Teknopark’taki firmamız 4 gündür tadilat içerisinde. Ofis içerisindeki camekanlı bölümlerin yerini değiştiriyoruz. Yazın piştiğimiz pencere kenarları şimdi toplantı odası ve diğer yönetici odaları haline geliyor. Biz cam kenarı sakinleri olduğumuz gibi orta alanda stajyerlerimizden başka hemen hiç kullanılmayan kısma geçiyoruz. Bu son ofisimizde 4-5 yıldır çalışıyoruz. Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü içerisinde olduğumuz için burayı çok seviyorum. Yanımızda yükselen diğer teknopark bloklarının inşaatını saymazsak hiç trafik ve gürültü yok diyebiliriz. En azından kampüsün içinde yok 🙂 Üstelik kampüs çok geniş ve yemyeşil. Orta bahçe ve etrafındaki eski osmanlı kışla binası zaten paha biçilemez güzellikte. Hal böyle olunca buradan vazgeçmek zaten…

Tüyap Kitap Fuarı’na ilk kez başka bir amaç için gitmek

IMG_6619Tüyap fuar merkezinin benim için özel bir anlamı var. 2000 senesinde sevgili Dr. Hakkı Öcal ağabeyimizin dizinin dibinde şimdi 9 yıldır eşim olan sevgili Şahika’mın marifetlerini ilk kez orada dinlemiş ve bu kızı mutlaka tanımalıyım demiştim 🙂 Aradan yıllar geçti, Hakkı Abimiz o zamanlar yurt dışında yaşadığından pek çok fuara gelemedi. Biz imkan buldukça gittik; hem bilişim fuarına, hem kitap fuarına.. Bilişim fuarları teknolojinin yayılması, ekonomik durumların iyileşmesi, iPhone’ların öğrencilerin dahi elinde rahatça dolaşması, kendi kendine park etmesi yetmez, otopilotla giden araba istiyorum gibi cümlelerin artık dudaklarımızda dolaşması gibi kaçınılmaz nedenlerden dolayı artık eski ilgiyi çekemiyor gibi.. Dün ağzımız açık baktığımız 3d yazıcıların bugün masamızın kenarında durdukları halde yüzüne bile bakmıyoruz malesef..

Ama kitap fuarları öyle değil çok şükür..

Ne kadar e-book ve türevi çıksa da kitabın yeri ayrı. Çantana at, güzel sakin bir köşe bulduğunda çıkar oku. Ne pil derdi var, ne çözünürlük, ne boyut vs.. Kitap okumaktan haz etmeyen veled duyunca sıfıra bölme hatası yaşıyorum diyebilirim. Kitap sevilmez mi, okunmaz mı.. Şimdi istediği kadar görsel efektli sinemalar çıksın, hiç biri bir kitabın kendi yerini, okurken hayalimizde canlandırdığımız halini tutabilir mi?Sinema belki bir kaç gün, bir kaç hafta gibi bir sürede yavaş yavaş sindireceğiniz bir kitabı size 2 saat içerisinde yoğun olarak veriyor. Yani yemek ocakda yavaş yavaş lezzetini alarak değil, mikrodalgada saniyeler içerisinde pişiyor.. Sıcak, belki çok lezzetli ama yüreğinizde olması gerektiği kadar yer edinememiş bir tat..Çocukken ve gençken okuduğum kitapları hele hiç unutamıyorum. Romanları bilhassa.. Kemalettin Tuğcu’nun, Ömer Seyfeddin’in, Enid Blyton’un.. Sonraları Reşat Nuri Gültekin’in ve daha pek çoğunun..

Ortaokuldayken öğretmenimiz bir kitap değişim programı uygulamıştı. Herkes bir kitap satın alıyor, okuduktan sonra kitabı başka bir arkadaşına verip onun kitabını alıyor, sonra o bitince onu da bir başkası ile değiştiriyor.. Bu programda pek çok kitap okumuştum, bunlardan biri de Kemalettin Tuğcu’nun “Tekinsiz Ada” kitabıydı. Ne hikmetse bu  kitabı hiç bir kitapçıda bulamıyorum.. Geçtiğimiz haftalarda Çaycı İzzet Efendi’yi zirayet ettiğimizde orada yaşlı bir hanımefendi vardı, meğer Kemalettin Bey’in akrabalarındanmış. Bilseydim bu kitabın akıbetini, neden yayınlanmadığını sorardım.

Eğer bu blogda yeni değilseniz aşina olduğunuz bu uzun girişten sonra yazımın asıl konusuna geliyorum:

Ve Sinema: The Adjustment Bureau

Bir Jason Bourne fanatiği olduğumdan beri Matt Damon’un filmlerini merakla bekliyorum. Jason Bourne serisinin başarılı yönetmeni Paul Greengrass’ın çektiği Green Zone’da yine Matt Damon ve action bir araya geldi ama film Irak’da geçtiğinden Bourne’daki gibi hevesimi alamadım. Bourne’da adam tüm Avrupa’nın altını üstüne getiriyordu. Bugün ofisde pazartesi sendromumun en güzel şekilde geçmesi için adetim hilafına bilgisayara bir kulaklık takıp bir şeyler dinliyordum. iTunes dinlediğim dosyayı bitirdikten sonra sağolsun diskteki bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olan diğer mp3’leri de çalmaya başladı. Tabi bunların arasında Moby-Extreme Ways de vardı (Bourne serisinin kapanış jeneriği). Bunu dinleyince sendrom mendrom kalmadı. Hemen masaüstlerimden birini Bourne…

Eski günlerdeki gibi kod yazmak

Bu haftasonu olanca işlerime rağmen kendimi eve kapattım ve iki gün -özel sebepler dışında- bilgisayarımın başından kalkmadan kod yazdım. Tıpkı eski günlerdeki gibi. İşler yolunda gidince kod yazmanın zevkli olduğunu yeniden hatırladım. Ofiste normal işimin dışında iPhone ya da iPad ile ilgili iki satır kod yazmasam meslekten neredeyse tamamen soğuyacaktım. Hele bu son bir buçuk aydır şirket içi gece eğitimleri, yeni katıldığım yüksek lisans programının dersleri, şirketteki hareketlenmeler, çıkan elemanlar derken oldukça bunalmıştım. Bu haftasonu iyi geldi. Yetmedi gerçi. Üzerinde harıl harıl çalıştığım işi bitiremedim. Bu yazıyı bile yazmaya vaktim yok aslında. Hemen haftasonu asıl bitirmem gereken işlere dönmeliyim (saat…