Sayısalcı bir öğrenci olmakla beraber lise son sınıfta türev, integral gibi konuları sevememiştim. Ta ki o zamanlar yedek subay olarak okulumuzda öğretmenlik yapan Suat Bey (kulakları çınlasın) dersimize gelene kadar.
Suat öğretmenin güzel anlatımıyla başta karışık gelen bu konuları rahatlıkla öğrenmiştim. Dahası bilhassa şekillerinden korktuğum için ısınamadığım, asla öğrenemeyeceğim sandığım geometriyi de kurcalamış, korktuğum kadar sıkıntılı bir ders olmadığını, bilakis ucundan tutunca çorap söküğü gibi gerisinin geldiğini farketmiştim. Önceden korktuğum ve almaktan çekindiğim analitik geometri dersini de gözüme kestirip bir dönem daha okula devam etmiştim. Bizim zamanımızda kredili sistem vardı, beğenmeyenler olabilir ama ben o sistemi sevmiştim.
Sonra ne olduysa üniversitede oldu.. Bu blogda üniversitede yaşadığım hayal kırıklıklarımla ilgili bol bol yazı var zaten, bir tane daha ekleyelim.
Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde aldığım matematik derslerinden malesef bir şey anlamadım. Lisede herşey belirli idi, limitin, integralin bir sınırı vardı. İşin içinde rakamlar vardı. Üniversitedeki matematik dersinde ise Türk Dili ve Edebiyatı’ndan daha çok harf kullanılıyordu. Malesef beynim bu akademik matematiği anlamamıştı..
Öğrenciyken gördüğümüz onca formülün, matrisin, türevin, integralin nerde nasıl kullanılması gerektiği, bu formüllerin nerden geldiği, nasıl bir çalışmanın ürünü olduğu malesef umurumuzda olmuyor. Dersi geçelim yeter diyorsunuz. Tabi kendi adıma konuşuyorum. Sonra profesyonel meslek hayatınızda bunlar bir gün zınk! diye karşınıza çıkınca afallıyorsunuz.

