"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Hayat

Memleket hissi..

cayci1

Günümüzde kendi memleketinde -yani doğup büyüdüğü yerlerde- yaşayan mutlu insanların sayısını bilmiyorum ama ben onlardan biri değilim malesef. Gerçi öyle bir durum ki, memleketim Rize’de şuanki iş imkanım olsa da orda yaşayamazdım. Çünkü 20 yıldır üstüste 2 hafta kaldığım zamanların sayısı azdır.

Okuldayken 5 yıl boyunca Trabzon’u memleket belledik, gerçi Rize’ye yakındı.. Yazları uzun süre gidebiliyordum.  Okuldan sonra Ankara’ya taşındım. İki sene orda çalıştım. Askerlik de oraya denk gelince etti üç! Denizi olmayan, sahili olmayan, uzun bir hat şeklinde gitmeyen bu şehirde kuzey neresi, güney neresi bir türlü içime sindiremedim. Puslu havalarda bulanık ufukları deniz gibi düşünüp avunduğumu hatırlıyorum. İlk kez sevgili Dr. Hakkı Abimizden duyduğum “Ankara’nın en güzel yanı, İstanbul’a dönüşüdür” cümlesini tam olarak hak eden bu şehre hiç ısınamamıştım.. Sağolsun bir asker arkadaşımın -ve hemşehrimin- amcası şirin, memleket havaları estiren bir çay/kahvaltı mekanı açmıştı. Orası sayesinde birazcık sahiplenme hissi oluşmuştu. Askerlik bitince hemen ordan İstanbul’a kaçtım.

Sahi, siz stajınızı nerde yaptınız?

Screen Shot 2015-07-29 at 02.02.26
Siz stajınızı nerde yaptınız? Benim ilk ve tek gerçek stajım bundan yaklaşık 13-14 sene önce idi ve malesef sadece “bir gün” sürdü. TRT Trabzon Radyosu’nda sorumlu kibar bir hanımefendi zahmet edip radyonun bütün odalarını, bu odalardaki ekipmanları ve çatıdaki benim kabaca anten diyebileceğim uzaktaki kocaman vericiye sinyali gönderdikleri cihazları tek tek gösterip uzun uzun anlattı. Ben bu binaya 20 gün daha geleceğimi sanarken hanımefendi yine kibar bir şekilde, benim olası staj hayallerimi kırmadan bana bir dosya uzattı. Bu el yazısı ile hazırlanmış, yıllar öncesine ait bir staj defterinin fotokopisi idi. “Al bunu kullan, burda her türlü detaylı bilgi var, daha önceki arkadaşlar da bunu kullandı. Sonra getir imzalayalım.” manasında bir şeyler söyledi.

Staj konusunda hayallerim çok yüksek değildi. Aslında o yıllarda okuduğum bölümle ilgili dahi hayallerim yoktu. Staj demek pek çok arkadaşım gibi benim için de “bize çay taşıtacaklar yaa” gibi bir şeydi. Radyodaki hanımefendi bana el yazısı dosyayı verince hiç olmazsa bunu bilgisayarla yeniden yazabilir miyim diye sordum. Pek sevindi. “Çok iyi olur, daha sonraki arkadaşlar için de yenilenmiş olur.” dedi. Öyle de yaptım. Zamanı gelince dosyayı imzaladılar, ben de okuluma teslim ettim. Bölümdekiler de kuzu kuzu kabul etti sağolsun. Şöyle bir sahneyi ağır çekim canlandırın: Okul sekreteri üzerinde TRT-Stajı yazan dosyamı ilgili hocalar onayladıktan sonra alıp devasa dolapların olduğu hafif karanlık bir odaya gidiyor. Kamera yol boyunca dosyaya yakın planda. Dolaplardan birinin rafına yerleştiriyor.  Sekreter dönerken kamera yavaş yavaş dosyadan uzaklaşıyor, o raf boydan boya, hatta alt ve üst raflar, bütün dolap, 1968, 1969… 1999 tarihli TRT-Stajı ile dolu. Ve sahne giderek kararıken anlıyorsunuz ki hepsinin içinde aynı şeyler yazıyor…

Tam PHP’yi bırakıyordum ki…

laravelPHP’yi ilk bırakmaya başladığım sene 2010 idi sanırım. Mesleğimin 10. yılında bırakırım, artık kendimi mobil dünyaya veririm diyordum. Kısmen öyle de olmuştu, iyi kötü iOS için uygulama yazmayı öğrenmiştik. Bir iki uygulama yayınladık. Oh artık PHP yazmayacağım derken ofisteki işimiz icabı Tercih.Tv‘yi sil baştan yazmak bize düştü. O zamanlar Slim PHP Framework ile yeni tanışmıştık, onun gazıyla Tercih.Tv’yi api’li olarak yazdık. Api’si boşa akmasın diye de hemen iOS uygulamasını da yazdık.

Daha sonra da bir kaç kere PHP’yi bıraktığımı söyleyip durdum. Fakat öyle büyük konuşmuşum ki bir keresinde kendimi hiç ama hiç bulaşmak istemediğim bir projenin satırları arasında buldum. Üstelik kendi ofisimde, kendi masamda bile değildim. Baya baya müşterinin ayağına kadar düşmüş, ne yazdırmak istediğini bilmeyen, bileni de dinlemeyen muhataplarımızla dolu dolu 15 gün geçirmiştik. Ama bu kan ve göz yaşı dolu maceradan zıpkın gibi fişşek gibi bir yazılımcımız doğmuştu: Mustafa Alkan. Zira bütün kodu bu genç arkadaşa yıkmıştım. Adamcağız  Yiğit Özgür’ün “Konuşmayı Söken Bebek” karikatüründeki gibi gözümün önünde developer olmuştu.

BT Hayat’ı ihmal ettik

kartepe2Bir koltukta üçbeş blog taşıyabilen bir eşim var. Allahü Teala bloglarının reytinglerini artırsın 🙂 Ondan gaza gelip ben de vaktiyle 3-4 tane blog açtım, kollarım ondan daha büyük ama malesef onun kadar taşıyamıyorum.

Ne zamandır şurada bahsettiğim çalışmalarla haşır neşir olduğum için ilk göz ağrım BT Hayat’ı meğer kaç aydır ihmal etmişiz. Aslında bu kadar zamanda bir BT’cinin Hayat’ında çok şey olur ve de oldu ama başka yerde paylaştığım için tekrar olmasın diye buraya yazmadık.

Bu blogu başkalarından ziyade nasip olursa ilerde kendim okumak için tuttuğumdan çekinmeden, bir günlük edasıyla bu geçen zamana dair bir şeyler karalamak istiyorum.