"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Hayat

Yıllar sonra ilginç Kitapi tesadüfü

Bayram tatili sonrasında ofiste daha çok vakit geçirmeye karar vermiştim. Bugün pazartesi deyip, kalktığım gibi yola çıktım. Kahvaltıyı bekleyeyim dersem zaten öğleni bulacaktı. Ofiste artık sadece yeni yüzler var. Eski ahbaplar üçü beşi geçmiyor. Gerçi eski liseli stajyerler artık üniversite stajyeri olarak geliyor. Bu da iyi bir şey. Hazır ofiste bir sürü developer varken bir kaç gündür cebelleştiğim bir docker problemi için ofiste deneyimi olan var mı diye sordum. Yeni arkadaşlardan Volkan ilgilendi sağolsun. Onla koda bakarken (Kitapi projesine ait kodlardı) mevzuyu çözdük. Konuyla alakasız ama yine de anlatayım, docker altında oluşturduğum php sanal makinelerinde dosya yolu olarak /Users/hasancivelek/… diye…

Araba kiralayayım derken dolandırıcıların tuzağına düşüyordum

İbret olsun da başkaları yanmasın diye hem sosyal medyada uzun anlattığım ve hem de btmagazin.net‘te haber olarak da yayınladığım için burda bir daha teferruatına girmeyeyim. Uzun lafın kısası araba kiralayacağım diye bir sürü sitede dolaşırken Garenta’nın sitesi sanıp garentaglobal.com isimli sahte bir sitedeki WhatsApp bağlantısına tıkladım. Karşımdaki kişi GARENTA ONLINE’a hoş geldiniz, ne vereyim abime? (tabi ki bunun çok daha kibar ve profesyonel bir versiyonuyla hitap etmişti) dediği için herifin tatlı sözlerine ve bol keseden dağıttığı indirimlere kanıp sanal kartımın bilgilerini paylaşmak gibi bir gaflette bulundum. Allahtan kartım yurt dışı işlemlerine kapalıydı da herif ödemeyi alamayınca, kartı yurt dışına açmam…

Çocuklar için AppleTv kelime uygulama denemeleri

Birkaç gün önce kendimi bilgisayardan uzak tutmaya çalışıp salonda çocukların oyununu izliyordum. Ellerim klavyeden uzak olsa da kafam çok uzak değildi maalesef ve “çocukları için” bilgisayarda ne yapabilirim diye düşünmeden edemedim. Şu an 4 yaşında olan ikizlerimizi haftada bir gün 20-25’er dakika bilgisayar kullandırtıyoruz. Bunun dışında bazı şeyleri düzgün yaparlarsa 5’er dakika daha o an için izin veriyoruz. Sublime Text’de kocaman puntolarla yazı yazıyorlar ya da MS Paint’in online versiyonunda çizim yapıyorlar. Bilgisayar kullanmak bu yaşta çocuklar için iyi mi değil mi pek bilemiyoruz ama bizim gibi saatlerce oturup oraları buraları ağrımayacağı için belli bir vakitte azıcık kullanmalarında bir sıkıntı…

Koronamadık!

Bir iki haftadır haftada bir kaç gün işe gidiyordum. İki hafta önce yıllar sonra ilk “yüz yüze” toplantımızı da yapmıştık. Tam her şey normalleşiyor sanıp hevesleniyordum ki hiç beklediğim bir şekilde geçen perşembe akşamı boğazım gıdıklanmaya başladı. Havalar çok sıcak olduğu için arabada hep çalıştırdığım “klimadandır” diye ilk gece kendimi kandırdım. Ertesi sabah şişmiş, kızarmış bir boğazla uyanınca doktor arkadaşıma danıştım. Test olmamı tavsiye etti. O uzun çubuğun burnuma sokulması fikri hiç hoşuma gitmediği için hafta sonu hele bi geçsin dedim. Ama evde kendimi yarım da olsa izole ettim. Dışarı hiç çıkmadım. Evde çocuklara çok yaklaşmadım, salona da sadece kahvaltı…

Dünya çapında bir oyun programcısı olan Mevlüt Dinç’in kaleminden kendi hayat hikayesi: Hayat Bir Oyun

1993 yılında, ortaokul talebesiyken bir ziyaretimde dayımın İstanbul’daki beyaz eşya mağazasında tanıştım bilgisayarlarla. Orda çalışan bir elemanın vesilesiyle programcılığa adım attım ve o gün bugündür bu mesleği yapıyorum. Zaman zaman tabi ki bilgisayar oyunu da oynadım ama asla iyi bir oyuncu olamadım. Oynayabildiğim oyunlar üçü beşi geçmez. İlk kullandığım bilgisayarda ticari yazılımların dışında Digger kuruluydu ve yıllar sonra üniversite 2. sınıfa giderken ilk bilgisayarımızı aldığımızda (ki ikinci eldi ve arkadaşımla ortak almıştık) 9 saatte Digger benzeri bir oyun yazmıştım. İlk formatta dosyalarını kaybetmeseydik belki de oyun sektöründe olurdum, kim bilir 🙂 Bu yazıya kendi hikayemden bahsetmek için başlamadım. Yazımın konusu…

Korona günleri

Bugün markete gittim. Ne var bunda, değil mi? Bu günlerde markete gitmek gibi normal bir işi bile kırk kere oturup düşündükten sonra yapar haldeyiz. Bugün markete gittim ama en son 9 gün önce gitmiştim ve 7 gündür sitenin bahçesi dahil hiç bir yere çıkmamıştım. Eşim ve çocuklarım için gün sayısı daha da fazla tabi. Bugün ayrıca eczaneye de uğradım. İçeriye aynı anda tek müşteri alınıyordu ve kapıdan girince bir metre sonra bariyer vardı. Daha içeriye gidilmiyordu. Tanesi 5 TL’ye basit maskelerden aldım. Eczacı çırağı maskeleri bir kutudan eliyle çıkarıp paketlediği için itiraz ettim ama eczacı bey bu kutunun normalde tamamının…

Hastanelerdeki duygu dolandırıcılarına dikkat!

BT Hayat’taki bu yazımda, hayatımızı kökünden değiştiren iki güzel yavrumuz olduğunu anlatacaktım. Ne kadar uzun anlatsam da yeterli olmayacak. O nedenle kısacak da olsa paylaşmış olayım, dualarınızı istirham edeyim.. Yazının devamında bugün hastaneye ilk kontrol için gittiğimizde başımıza gelen bir olayı anlatıyorum. ……. Bugün hastanede bekleme alanında bir adam telefonla konuşuyordu. Yanında, kucağında çocuğuyla beraber eşi de vardı. Adam sessiz bir şekilde ama tane tane, tek tek söylediği için ne konuştuğu anlaşılıyordu. Gözlerinden dökülen yaşlar, durumun vehametini gösteriyordu. İster istemez kulak misafiri oldum. Akrabalarına dert yanıyordu. Çocuğu için çaresiz kaldığını, en son tanımadığı kişilerin acıyıp bez verdiğini söylüyordu. Tedavinin bitmek…

15 Temmuz: “Kurudukça sulayın, yeşerdikçe budayın”

Lozan sonrasında dönemin İngiltere başbakanı Wilson Churchill’e atfedilen cümle kısaca “Türkleri güç ve ağırlık olarak yüz grama çıkarmamalı, elli grama ise hiç düşürmemeliyiz. Onları biraz kuruyunca sulamak, biraz yeşerince de budamak icap eder.” şeklindedir. Lozan anlaşması 93 sene önce dün, yani 24 Temmuz 1923’de yapıldı ama İngilizlerin bu yukarıda zikredilen kaidesi Osmanlı’nın son dönemlerinden beri işletiliyor. Geçtiğimiz ay okuduğum ve bir önceki yazıda bahsettiğim Abdülaziz Han‘ın tahttan indirilmesi bu söylediğimize en açık bir örnektir. Dönemin Türk başbakanlarından (Sadrazam) Mithat Paşa açık bir İngiliz adamıdır. Yılmaz Öztuna‘nın yazıda geçen kitabını okuyanlar çok iyi anlayacaklardır. Ayrıca 2. Abdülhamit Han‘ın döneminde yaşanan Ali Suavi kalkışması da…

Saç baş yolduran kitap: “Bir darbenin anatomisi”

Ramazandan önceki bir aile ziyaretinde kuzenimden ödünç aldığım Türkiye Gazetesi’nde uzun yıllar başyazarlık yapmış Yılmaz Öztuna‘nın “Bir Darbenin Anatomisi” isimli kitabı, daha ilk sayfalarında yer alan 1870’li yılların röntgeni mahiyetindeki tespitleri ile tokat yemiş gibi olmuştum. 1870 bana dün gibi geliyor. Dün gibi bir tarihte hem toprak olarak, hem ordu ve donanma olarak dünyanın ilk beş büyük devletleri arasındaydık. İngilizler başta olmak üzere bütün Avrupa gözlerini bize dikmiş “onlar dışardan, bizimkiler içerden” olmak üzere ülkemizi parça parça etmek için uğraşıyorlardı.. Başardılar maalesef.. Şuanda bulunduğumuzun 15 katı büyük bir devletken, bütün dünyadaki müslümanların bağlı olduğu tek kapıyken şimdi şu kadarcık vatan parçasıyla,…

Internette Emeğe Saygı

Internet içeriğinin büyük bir kısmını bloggerlar oluşturuyor. Blogların dışında her gün yüzlerce Twitter, Instagram ve Facebook gibi platformlarda yeni hesaplar açılıyor. Özel ya da değil bir sürü içerik paylaşılıyor. Bir kısmı kendimize ait, bir kısmı yine internette bulup beğendiğimiz içerikler. Hal böyle olunca kopya içerik maalesef çok fazla oluyor. Kimisi el emeği göz nuru bir çalışmanın fotoğrafını kendine aitmiş gibi paylaşıyor, kimisi utanmadan bütün bir haberi metin ve fotoğraflarıyla birlikte çalıp kullanıyor.. Kaynak belirtmeksizin! Çok beğendiğim ve ilk gününden beri takip ettiğim, kaliteli bir tasarım çizgisi olan Log Dergisi bu konuda çok sıkıntı çekiyor. Geçen yıllarda da üstüne basa basa durduğu…