"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Genel

Karakuyruk

Sosyal medya uygulamaları büyük bir hızla ilerliyor. Kullanıcı sayıları arttığı gibi piyasa değerleri de artıyor. Instagram bir kaç gün önce daha yeni 500 milyon değerlendirmesi yapılmışken 1 milyar dolara Facebook tarafından satın alındı, hem de uzuuun zamandır beklenen Android uygulaması çıktıktan hemen sonra. Android bünyesinden gelen 5 milyon kullanıcıyı da sorunsuz bir şekilde sisteme dahil ettiklerinde zaten ne kadar iyi bir iş yapmış olduklarını bir kez daha ispatlamış oldular. Facebook’a geçiş sonrasında bir kısım Instagram kullanıcısının tepki olsun diye hesaplarını kapattılarını duyduk ama bence gereksiz bir tepki olmuş. Eğer bozulmazlarsa Android kullanıcılarının da katılımıyla daha da büyüyeceklerdir. İnsanlar Facebook’u, Twitter’ı…

Yeni iPad ve “Arayüz Tasarımı” konusunda bir kaç kelam

Biraz önce www.apple.com adresinden 7 Mart Apple etkinliğine ait 85 dakikalık videoyu izlemeyi bitirdim. Steve Jobs’un ardından yapılan ilk etkinlikti bu. Aylar öncesinden büyük bir hayran kitlesi -ben dahil- bu gün tanıtılacak olan yeni iPad’i bekliyorduk. Bugün sadece yeni iPad sunulmadı, iOS 5.1 yayınlandı ve Apple TV’nin yeni versiyonu açıklandı. Ama asıl olay yeni iPad’di tabi ki. iPad’in beklediğim en önemli özelliği tam olarak “amazing” bir olaydı bence: RetinaDisplay Ekran. 2048 x 1536 çözünürlük. Dünyanın parasını verip aldığımız kocaman LCD televizyonların sunduğu çözünürlükten bile daha fazla! (Apple ürünlerini almaktan henüz LCD tv almaya fırsatım olmadı, hala tüplü televizyona bakıyorum, bu…

Evde Mocha Çalışmaları – volüm 2

Espresso makinesiyle ikinci mocha denememizi yaptık. Bu sefer Youtube’da daha güzel ve kolay bir tarif bulduk. Çikolata sosumuz hala olmadığından bu videodaki gibi bir yöntem izledik ama biz kakao değil sıcak çikolata tozu kullandık. Kahvelerden birinin görüntüsü harika oldu. Tesadüfen Apple’ın logosuna benzedi 🙂 Fakat bir hesap hatası yaptık. Büyük fincan kullandığımız için iki ayrı seferde kahve yapmamız gerekiyordu sanırım. Bu yaptıklarımızdan pek kahve tadı alamadık. Hafif kaldı yani. Bir sonraki deneyde her fincan için aynı işlemi baştan yapacağız ve ne yapıp edip çikolata şurubu bulacağız inşallah 🙂

Evde mocha çalışmaları – volüm 1

“Oraya millet twit atmaya gidiyor, oturup evde içelim kahvemizi” gibi serzenişlerle kapısına uğramadığım Starbucks’a bir sene kadar önce küçük bir toplantı için davet edilince gitmek zorunda kalmıştım. O gün orada içtiğim “White Chocolate Mocha”nın tadı damağımda kalmış olacak ki gide gele “artık bunu evde yapmalıyım”a kadar seviyeyi zorladım 🙂 Eşimden gizli olarak hepsiburada.com’dan sipariş verdiğim DeLonghi 330S modeli espresso makinemiz bugün geldi. Eşim şaşırdı mı sevindi mi göremedim, zira önceki geceden uykusuzdum ve salonda uyuya kalmıştım. O kadar gizlilik boşa gitti yani 🙂 Cihazın dilinden anlamamız başta biraz zor oldu ama şimdilik iki cappucino yapmayı başardık. Eşim ve kayınbiraderim denediler,…

Bir Tasarımcının İsyanı

Tasarımcı bir arkadaşımdan aldığım mektubu burda paylaşmak istiyorum. “Bence sitenin her yeri hareketli olmalı. İsveç çakısı gibi. Bir yerde bayramımızı kutlarken diğer yerde yemek tarifi vermeli. O gün doğan çocuklara isimleri önermeli, ezan vakitlerinde ezan okumalı, ziyaretçinin vergi ödemesi varsa onu hatırlatmalı. hava durumunu koymamız çok mühim. Mesela çok güzel olmaz mıydı sabah çıkarken sitesine baksa? ona göre şemsiyesini alsa gelse işe? Döviz bilgileri de çok önemli ama altın bilgisini de unutmayalım artık herkes altın alıyor çünkü. Hele hele trafik yol durumunu da koyarsak muhteşem olur. Bir de takımlardan haberler falan. Ha unutmadan logo 3-5 saniyede bir hareketlensin. Hemen olayı…

Hello Siri!

Dün akşam bir arkadaşımın Almanya’dan getirttiği iPhone 4S’i biraz kullandım. İlk işim Siri’yi incelemek oldu tabi. Benim İngilizce telaffuzum berbat ötesi olduğundan Siri pek bir şey anlamadı. Gerçi Türkçe anlasaydı da telaffuzumu beğenmeyebilirdi (Bizim uşaklardan Cemal’i bağla dedum da). Geçen sene iPhone 4’ü de ilk kez bu arkadaşda görüp “patrondan önce kullandım” havasını atmak için hemen twitter, instagram, facebook, friendfeed ne kadar sosyal medya varsa paylaşmıştım :)) Ama patronum şuan Amerika’da olduğundan gelirken kendine bir tane alıp “hava öyle değil böyle atılır Hasan’cım” derse şaşırmayacağım :)))) Bu kullandığım iPhone 4S, Almanya’dan geldi. Hem de piyasaya çıktığı günün ertesinde. Yeni iPhone’nun…

iOS 5, Kişisel Erişim Noktası nereye kayboldu?

Epey bir süredir iOS 5’in betasını kullanıyordum. En sevdiğim özelliği de Kişisel Erişim Noktası idi. O sayede dışardayken iPad’ime internet sağlayabiliyordum. Bir kaç gün önce iOS5’in tam sürümünü kurayım dedim. Kurulumdan sonra Kişisel Erişim Noktası’nın ayarlarda görünmediğini farkettim. Eşimin telefonunda böyle bir sorun yoktu. iOs4.3’den iOS5’e yükseltilmişti. Acaba ondan mıdır diye düşündüm. Bugün yarın bakarım diye erteledim. Başka sorun yaşayanlar da oldu mu diye bakınırken tam olarak benim gibi betasını kullanıp sonra tam sürüme yükselten başka bir kullanıcıya rastladım. Sorunun çözümünü bu sayfadaki yorumlarda buldum. Detaylı olarak paylaşmak istedim. Eğer iOS 5 yüklü iPhone’unuzda “Kişisel Erişim Noktası” görünmüyorsa Ayarlar/Genel/Sıfırla/Ağ Ayarları…

Error: Aşırı yoğunluk nedeniyle cevap alınamıyor.

İstanbul’da yaşamanın bazı sosyal sorumlulukları var. Herşeye acele edeceksiniz. Herşeye yetişmeye çalışıp hiç birine yetişemeyeceksiniz. Ömrünüz yollarda geçecek. Gündüz işinize gidip gece ayrıca taksicilik yapacaksınız (ek iş manasında). Olur da bir aktiviteye katılırsanız -kursa gitmek, yüksek lisans programına yazılmak gibi- hayatınız allak bullak olacak. Takviminizde boş yer kalmayacak. Bir arkadaşınız ya da tanıdığınız size telefon açıp buluşalım derse ona “cumaya kadar doluyum, haftasonu da falan işim var, önümüzdeki salı olsun mu?” demek mahcubiyetini defalarca yaşayacaksınız. En son ne zaman kendinize vakit ayırdığınızı unutacaksınız. Her sabah yüzünüzü yıkarken “bu saçları traş ettirmeli” diyecek ama üç aydan evvel asla vakit bulamayacaksınız. Otobüslerde…

Ve Sinema: The Adjustment Bureau

Bir Jason Bourne fanatiği olduğumdan beri Matt Damon’un filmlerini merakla bekliyorum. Jason Bourne serisinin başarılı yönetmeni Paul Greengrass’ın çektiği Green Zone’da yine Matt Damon ve action bir araya geldi ama film Irak’da geçtiğinden Bourne’daki gibi hevesimi alamadım. Bourne’da adam tüm Avrupa’nın altını üstüne getiriyordu. Bugün ofisde pazartesi sendromumun en güzel şekilde geçmesi için adetim hilafına bilgisayara bir kulaklık takıp bir şeyler dinliyordum. iTunes dinlediğim dosyayı bitirdikten sonra sağolsun diskteki bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olan diğer mp3’leri de çalmaya başladı. Tabi bunların arasında Moby-Extreme Ways de vardı (Bourne serisinin kapanış jeneriği). Bunu dinleyince sendrom mendrom kalmadı. Hemen masaüstlerimden birini Bourne…

Bilgisayar’ı keyifli kullanmak = Mac Kullanmak

Geçtiğimiz sene eşime iMac almakla başlayan Mac yolculuğumuz büyük bir keyifle devam ediyor. O zamanlar daha yeni aldığım Asus laptop’u önce MacOs’a çevirmek sonra da satmak için ne kadar uğraştığımı “olMAC ya da olmaMAC” başlıklı şu yazıda uzuun uzun anlatmıştım. En nihayet kendime bir Mac Mini almayı başarmıştım. Zaten işyerinde daha öncesinden MacOs kurulu Dell Vostro kullanıyordum (bu Dell’lerin yerine de Mac Mini aldırma çalışmalarım hızla devam ediyor).

Hasılı, Mac kullanmaya başladığımdan beri bilgisayar karşısında işim gereği saatlerimi harcarken artık büyük bir keyif alıyorum. Çocukluğumdan beri bilgisayar başında sadece program yazdığımda (ve gençliğimde Tomb Raider oynadığımda) saatlerin nasıl geçtiğini anlamazdım. Şimdi bilgisayarı bir son kullanıcı olarak kullanırken de akıp gidiyor zaman.

Format denen illet hayatımdan uçup gitti. Antivirüs kurmak, crack aramak derdi kalmadı. Komut satırında coşmak istediğim zaman daha doğru düzgün tam ekran bile olamayan aptal CMD’ye mahkum olma devri bitti. Bir sunucuya bağlanmak için Putty gibi harici programları değil doğrudan kendi komut satırımı kullanabiliyorum. Dosyalarım disk üzerinde A, B, C gibi ayrı ayrı ağaçlarda değil, tek bir “/” köküne (root) bağlı. Unix’in 1970’lerden beri süregelen sapasağlam yapısını işletim sisteminin iliklerinde olduğunu bilmek bir nevi Hummer kullanmak gibi bir şey (Hiç Hummer’a binmedim ama herhalde sağlam bir arabadır).