"Enter"a basıp içeriğe geçin

BT Hayat Yazılar

Bir gün kendimizi bir “Agent Store”da mı satacağız?

AI çok hızlı ilerliyor.Neredeyse her birkaç ayda bir, bir yıl önce imkânsız gibi görünen yeni bir şey ortaya çıkıyor. Bu karikatür de o karmaşaya benim küçük katkım. (Biraz şüpheli bir şaka!) Eskiden kendi karikatürlerimi kendim çizerdim. Ama yeterli yeteneğim ve motivasyonum olmayınca işi AI’ya bırakmaya karar verdim. Bu da ilk deneme 🙂 AI gerçekten fırtına gibi geliyor ve bazı insanların sandalyelerini almaya başladı bile. Ciddiyim. Yakın çevremde bunun üç farklı örneğini duydum. Belki dördüncü kişi ben olurum. Ama sandalyeyi kaybeden değil de, işi yapmak için bir AI ajanı kiralayan taraf olurum belki. Umarım mecbur kalmam. Bu yazıda biraz AI’ın geleceği…

Pasta bulamazsak ekmek yeriz

Pastayı bulamadığımız için değil de üç dört aydır devam ettirdiğim “sağlıklı beslenme” diyeti nedeniyle bu kez pas geçtik. İnşallah bundan sonra da yemeğe niyetim yok. Büyük konuşmayayım tabi. Sağlıklı beslenme fikri bir akademisyen diyetisyenin doktora çalışmasına katılınca başladı. Kendi doktorum böyle bir çalışmaya katılıp ilime bilime faydalı olmak ister misin deyince “bedava diyetisyen” ampülü kafamda hemen yandığı için seve seve kabul ettim. Diyetisyen doktorumuz iki grupdan bahsetti. Biri çalışma grubu diğeri kontrol grubu idi sanırım. Yani bir kısım iki ay boyunca belirlenen diyeti yapacak, diğeri yapmayarak deneye katılacak. Beni diyet yapacak gruba almaları için hemen atıldım. Aradığım fırsat ayağıma gelmişti.…

2025’e veda ederken

Eskiden yani 90’lı yılların başında ortaokula gittiğim dönemlerde günlük yapraklı takvimden başka evimizde aylık duvar takvimleri de olurdu. Uzun, dikdörtgen şeklinde, üzerinde bir ayın bütün günlerini görebiliyordunuz. Bunlardan günümüzde de var tabi ama benim bahsettiğim takvimlerde hicri aylar da yazardı. Yani henüz hicri kameri aylar matbuatımızda yerini kaybetmemişti. Şimdilerde mübarek üç aylardan başka diğer ayları takip edemiyoruz maalesef. Halbuki “ay” kelimesi bile aslında Ay’a göre olmasından geliyordu. Güneş takvimindeki 12 “ay” başka bir şey idi belki de.

Macos komut satırından bir şeyi kopyalayıp yapıştırmak

Elbette fare kullanarak komut satırı / terminal ekranından bir şeyi kopyalayıp yapıştırabilirsiniz. Fakat ben uzun bir environment (.env) dosyasını cat ettiğimde bunu kopyalamak için fareyi dosya boyunca yukarı doğru çekmek fikrini sevmedim. Onun yerine cat ettiğim dosyayı doğrudan clipboard’a (macos dünyasında meğer bunun adı pasteboard’mış) aktarmak daha kolay bir yöntem olurdu. Her Türk gibi ben de GPT’ye sordum ve beklediğim üzere böyle bir komut olduğunu öğrendim. Aslında iki komut: Biri pbcopy, diğer pbpaste. veya Bu şekilde kullandığınızda dosyanın içini doğrudan panoya aktarmış oluyorsunuz. Panodaki kopyalanmış bilginin içeriğini görmek için de komut satırında demek yeterli.

Scrolling yüzünden tahammülsüz hale geldik

Siz de hem kendinizi hem de etrafınızdaki insanları artık “tahammülsüz” olarak mı görüyorsunuz. Ben neredeyse iki yıldır bu artışı hissediyorum. Başta kendim tabi. Sonra profesyonel destek aldım -halen devam ediyorum- ve şimdi daha iyi olduğumu düşünüyorum. En azından sürekli tahammülsüz değilim. Dün bir arkadaş ortamında muhabbet ederken bu konu açıldı. Ben de bunun nedeni ne olabilir acaba diye düşündüm ve suçu scrolling’de buldum. Evet! Bence mantıklı bir çıkarım. Scrolling yaparak yani telefonu ya da tableti / bilgisayarı elimize alıp dakikalarca yukarı kaydır (scroll) yapıyorsak ve artık eskisi gibi “uzun” vlogları, videoları izleyemiyorsak işte bunun nedeni bu scrolling. Ben bir ara…

Babalar günün kutlu olsun Hakkı Baba

Babası olmadan büyüyen biri olarak “baba” kavramı çok net değildir içimde. Ama hiç eksikliğini hissetmediğimi çok iyi biliyorum. Ta ki neredeyse 20 sene önce eşimi sevgili (artık rahmetli) kayın babamdan istemeye gidene kadar. O zamanlar Amerika’da yaşıyor olmasaydı işte bu resimdeki Hakkı abim, bir baba gibi benimle gelirdi eminim. Zira iki tarafı da tanıyordu. Çünkü eşimle Hakkı abimizin 2000’lerde yazdığı PHP kitapçığı sayesinde tanışmıştık. Kitapçıkta örnek isimler olarak benim, eşim Şahika Hanımın ve o zamanlar Hakkı abiyi takip eden başka bir kaç arkadaşın daha isimlerini kullanmıştı hep. O vesile ile Şahika Hanımı merak etmiş ve tanışmış, nihayet evlenmiştik. Dr. Hakkı…

Bir gece projesi: Elif-Ba

İkizler (henüz bu blogun farkında değiller, ondan rahat yazayım) geçen sene çoktan aldığım ve hala Kuranı kerim okumayı bilemedikleri için vermediğim (yani onların nazarında henüz almadığım) bilgisayarları (Raspberry Pi 400) bu yaz kullanabilsinler istiyordum. Her mevzuu geçtiğinde “baba bize sen öğret” diyorlardı. Ben de bir kaç sene önce islam harflerini öğretmiştim, sıra harekelere gelmişti ama pek randıman alamamıştım. O yüzden yaz tatilindeki camii kurslarına işi havale etmiştim. İlk sene yaşları küçük diye almadılar, geçen sene gittikleri kurs sitenin kursuydu bir vardı bir yoktu. Bu sene de kurs olur mu, biz evde durur muyuz bilemedim. Öte yandan; “baba sen öğret” demişlerdi.…

Her gün helva yiyenlerin durumu

İki yıldır bir kere bile rüyama girmedin ama her gece hediyelerini gönderiyorum baba. Elime eski abilerin fotoğrafları geçince sana gönderip bu kim bu kim diye sormak istiyorum soramıyorum. “Bak şimdi” diye başladığın menkıbeleri duymak istiyorum, duyamıyorum. Her gece çocukları yatırırken en son seni “bilhassa dedemizin ruhuna fatiha” diye anıyoruz ama üzülmesinler diye iki sene geçtiğini söyleyemiyorum, baba. Daha çok şey demek istiyorum ama diyemiyorum. Beni 21 sene önce iyi ki yanına gönderdiğin Ali abimizin sık sık söylediği Ebu Turab hazretlerine ait iki mısra: “Bugünü düşünürüm, dün geçti, yarın var mı? Gençliğe de güvenmem. Ölen hep ihtiyar mı?” Mekanın cennet olsun…

Ispartakule’nin saygısız sürücüsü!

Geçen gün eşim işlerini halletmek için gittiği çarşıdan eve dönecekken bizim arabanın arkasına bu fotoğraftaki kırmızı arabanın park ettiğini görünce tabi doğal olarak canı sıkıldı. Ben de arabada bıraktığım ilaç poşetini getirmesini bekliyordum, çünkü ilaçlar bir arkadaşımındı ve o da ilaçlarını almak için bize uğramıştı. Üstelik çocukların da okuldan çıkması yaklaşıyordu, eşim ya da ben okula gitmeli hatta karate kursu olduğu için kıyafetleri de götürmeliydik. Ben arkadaşımı misafir ederken, kırmızı aracın sahibi herhalde 2-3 dakika içerisinde gelir diye bir süre bekledik. Eşim o sırada orada bulunan polislere sormuş, pek yardımcı olmamışlar. Eşim de oradaki büyük bir dükkana girip anons ettirmiş,…