"Enter"a basıp içeriğe geçin

Burada Babanın Uşağı mı Var? Yapay Zekâyla Gündelik Hayat

Geçenlerde yıllarını bilgisayar yayıncılığına vermiş bir büyüğüm, yapay zekâyı günlük hayatta nasıl kullandığımı sordu. Ona birkaç örnek anlattım.

Ablam odasına bir masa almak istiyordu. Mağazadayken odanın ve masanın fotoğraflarını yapay zekâya gönderdik. Masayı odanın içine yerleştirmesini istedik. Sonuç hoşumuza gitmedi; masayı da almadık.

Sitemizin çocuk parkı yenilenecekti. Önümüzde dört farklı renk paleti vardı. Parkın ve kullanılacak malzemelerin fotoğraflarını gönderdim; farklı renk kombinasyonlarıyla parkın nasıl görüneceğini hazırlattım.

Şirkette biriken fişleri muhasebe uygulamasına girmek ise en sevmediğim işlerden biri. Fişleri kırpmak, tek tek ayırmak, tarihini ve tutarını yazmak gerekiyor. Bir gün hepsini masaya düzgünce dizip tek fotoğraf çektim. Yapay zekâdan fişleri ayrı ayrı kırpmasını ve muhasebe sistemine kaydetmesini istedim. Yaptı.

Bunları dinleyen büyüğüm şöyle sordu:

“Peki yapay zekâ, ‘Burada babanın uşağı mı var?’ demiyor mu?”

Henüz demiyor. Hatta galiba en güzel tarafı da bu.

Yapay zekâ dediğimiz şey tam olarak ne?

Yapay zekâ denildiğinde çoğumuzun aklına hâlâ çok büyük işler geliyor: Yazılım yazmak, verileri incelemek, fabrikaları yönetmek, hastalıkları teşhis etmek veya insanlığın geleceğini değiştirmek…

Bunların hepsi önemli. Fakat yapay zekânın hayatımıza asıl yerleşeceği alanın çok daha sıradan olduğunu düşünüyorum.

Bir odada masanın nasıl duracağını görmek, izlediğimiz dizideki bir olayın gerçek olup olmadığını sormak, çocuğumuzla İngilizce konuşmasını istemek, uzun bir belgeyi özetletmek, çıktığımız yürüyüşte sohbet etmek veya aklımıza takılan bir kelimenin kökenini öğrenmek…

Benim günlük kullanımım çoğunlukla böyle.

Onu yalnızca soru sorduğum bir arama motoru gibi görmüyorum. Bazen araştırmacı, bazen tasarımcı, bazen sekreter, bazen öğretmen, bazen de düşüncelerimi sınadığım bir sohbet arkadaşı oluyor.

Arama motorundan farklı olan ne?

Bir arama motoruna “Bu masa bu odaya yakışır mı?” diye sorsanız size masa satan mağazaları gösterir. Yapay zekâya ise odanın ve masanın fotoğraflarını verip sonucu doğrudan görebilirsiniz.

Arama motoruna “Karadeniz’de bir haftada nereleri gezelim?” dediğinizde yüzlerce gezi yazısı çıkar. Yapay zekâya çocuklarla ve yaşlılarla, kendi aracınızla, Kastamonu’dan yola çıkacağınızı söylerseniz bunları hesaba katan bir güzergâh hazırlayabilir. Program yorucu gelirse değiştirirsiniz. “Bu gün çok kalabalık olmuş, biraz hafiflet,” dersiniz. Yeniden düzenler.

Buradaki fark yalnızca bilgiye ulaşmak değil; bilginin sizin şartlarınıza göre işlenmesi.

Asıl güç, ilk cevabında değil, cevabın ardından başlayan konuşmada ortaya çıkıyor. “Böyle istemedim”, “Daha kısa yaz”, “Bu renk fazla kasvetli”, “Üçüncü kitabın yönü yanlış”, “Çocukların anlayacağı şekilde anlat” dediğinizde konuşma devam ediyor.

İyi sonuç çoğu zaman tek bir sihirli komuttan çıkmıyor. İnsanla yapay zekânın karşılıklı çalışmasından doğuyor.

Ben yapay zekâyla neler konuşuyorum?

Sanırım hemen her şeyi.

Bir yazılım projesinin mimarisini tartıştığım da oluyor, izlediğim tarihî bir dizide kraliçenin taktığı mavi şeridin ne olduğunu sorduğum da. Sunucu performansını konuşurken birkaç dakika sonra eski bir Türkçe kelimenin nereden geldiğini merak edebiliyorum.

Bir kitabın telif hakkının sona erip ermediğini araştırıyoruz. Çocukların ilerideki okul ücretleri için bugünden ne kadar para ayırmam gerektiğini hesaplıyoruz. Bir evin uydu görüntüsüne ve yönüne bakarak verandanın günün hangi saatlerinde güneş alacağını değerlendiriyoruz. Bir haber metni hazırlıyor, ardından o haber için görsel üretiyoruz.

Yürüyüşe çıktığımda İngilizce konuşuyoruz. Yanlış bir cümle kurduğumda düzeltiyor, daha doğal biçimini söylüyor. Bazen çocuklar konuşmaya katılıyor; onların yaşına inerek renklerden, kedilerden veya Minecraft’tan söz ediyor.

Bir dizi izlerken sahneyi durdurup “Bu olay gerçekten olmuş mu?” diye soruyorum. Böylece eğlence, kendiliğinden tarih dersine dönüşüyor. Bazen cevaptan yeni bir soru çıkıyor, ondan başka bir soru… Bir bakmışım, yarım saat önce izlediğim sahneden çıkıp II. Dünya Savaşı sonrası para sistemine kadar gelmişiz.

Yani yapay zekâyı yalnızca iş yaptırmak için kullanmıyorum. Merakımı sürdürmek için de kullanıyorum.

Bilmediğiniz şeyi sormaktan çekinmemek

İnsanlara soru sorarken farkında olmadan kendimizi sınırlarız.

“Bunu sormak ayıp olur mu?”

“Çok basit bir soru mu?”

“Karşımdakini meşgul eder miyim?”

“Aynı şeyi üçüncü kez sorarsam kızar mı?”

Yapay zekâyla konuşurken bu çekinciler büyük ölçüde ortadan kalkıyor. Anlamadığınız bir konuyu beş farklı biçimde açıklatabilirsiniz. Bir kelimenin anlamını sorup ardından çocuk seviyesinde örnek isteyebilirsiniz. Daha da basitleştirmesini söyleyebilirsiniz.

Tasarladığı logoyu kırk kez değiştirebilirsiniz. En fazla kırkıncıda da beğenmezsiniz. O yine kızmaz.

Bir arkadaşımın esprisiyle, belki yalnızca “Beni kızdırmaya çalış” dediğinizde kızmayı dener.

Bu sabır özellikle öğrenme sürecinde çok kıymetli. Yapay zekâ, insan öğretmenin yerini tutmayabilir; fakat soru sormaktan çekinmediğiniz, günün her saatinde ulaşabildiğiniz bir çalışma arkadaşı olabilir.

Yapay zekâ yalnızca cevap veren biri değil

Yapay zekâ kullanımında benim için önemli bir kırılma noktası, ona yalnızca metin yazdırmak zorunda olmadığımı fark etmekti.

Fotoğraf gösterebiliyorum. Bir ekran görüntüsünü inceletebiliyorum. Bir belgeyi okutabiliyorum. Bir odanın düzenini değiştirebiliyor, bir ürünün farklı renklerde nasıl görüneceğini deneyebiliyorum. Sesli konuşabiliyor, yürürken ellerimi kullanmadan sohbet edebiliyorum.

Hatta yalnızca cevap istemek zorunda da değilim.

Bazen aklımdaki bir fikri anlatıp “Burada gözden kaçırdığım ne var?” diye soruyorum. Bazen iki seçenek arasında tartışıyoruz. Bazen hazırladığım metni acımasızca eleştirmesini istiyorum. Bazen de kendimle ilgili sorular soruyor; verdiğim cevaplardan çalışma alışkanlıklarımı değerlendirmesini istiyorum.

İnsanın düşüncesini dışarıya dökmesi bile başlı başına faydalı. Karşınızdaki sistem her zaman haklı olmasa da size farklı bir açı sunuyor. İtiraz ettiğinizde aslında kendi düşüncenizi de daha açık hâle getiriyorsunuz.

Bu nedenle yapay zekâyı “her şeyi bilen makine”den çok, düşünceyi harekete geçiren bir yüzey olarak görüyorum.

Her söylediğine inanılır mı?

Elbette hayır.

Yapay zekâ son derece ikna edici biçimde yanlış bilgi verebilir. Olmayan bir kitaptan, gerçekleşmemiş bir olaydan veya gerçekte bulunmayan bir kaynaktan söz edebilir. Bir konuda çok düzgün cümleler kurması, o konuda mutlaka doğruyu söylediği anlamına gelmez.

Önemli tarihî bilgilerde, sağlıkta, hukukta ve para meselelerinde kaynaklarını kontrol etmek gerekir. Özel belgeleri, kişisel bilgileri ve başkalarına ait hassas verileri gönderirken de dikkatli olunmalıdır.

Ayrıca yapay zekâdan çıkan bir metin, olduğu gibi yayımlandığında çoğu zaman sahibinin sesini taşımaz. Düzgün olabilir ama kişiliksizdir. Ben onu son metnin sahibi olarak değil, ilk taslağı hazırlayan, malzeme toplayan ve seçenekler sunan bir yardımcı olarak kullanmayı daha doğru buluyorum.

Nitekim şu anda okumakta olduğunuz yazının ilk taslağını da yapay zekâ hazırladı. Fakat yaşanmış örnekler, meraklar, sorular ve anlatılmak istenen fikir bana ait. Son dokunuşu yapan, cümlelerin içine kendi ruhunu koyan da insan olmalı.

Nasıl başlanır?

Bence yapay zekâyı öğrenmek için uzun eğitimlere veya “mükemmel komutlar” ezberlemeye gerek yok.

Bir sohbet ekranını açın ve normal bir insana anlatır gibi anlatmaya başlayın.

Odanızın fotoğrafını gönderip “Buraya nasıl bir masa yakışır?” diye sorun. İzlediğiniz filmde anlamadığınız bir sahneyi anlatın. Elinizdeki iki ürünü karşılaştırmasını isteyin. Bir mektubunuzu daha anlaşılır hâle getirtin. Gitmek istediğiniz yeri, yanınızda kimlerin olacağını ve ne kadar vaktiniz bulunduğunu söyleyerek gezi planı hazırlatın.

İlk cevap hoşunuza gitmezse vazgeçmeyin. Neyi beğenmediğinizi söyleyin. Karşınızdaki bir uşak değil; fakat ne istediğinizi siz söylemeden anlayan bir sihirbaz da değil.

Yapay zekâya ne kadar çok bağlam verir, ihtiyacınızı ne kadar açık anlatır ve verdiği sonucu ne kadar iyi eleştirirseniz aldığınız karşılık da o kadar faydalı oluyor.

Yeni bilgisayar okuryazarlığı

Yirmi veya otuz yıl önce bilgisayar kullanmayı bilmek; dosya açmak, klasör oluşturmak, program kurmak ve internette arama yapmak demekti.

Bugünün yeni okuryazarlığı ise bir makineyle konuşabilmek olabilir.

Doğru soruyu sormak, yeterli bağlamı vermek, gelen cevabı sorgulamak, yanlışı fark etmek ve sonucu kendi amacı doğrultusunda işleyebilmek…

Yapay zekâ çağında değerli olan şey yalnızca bilgiye sahip olmak değil. Ne istediğini bilmek, merak etmek, değerlendirmek ve karar verebilmek.

Ben yapay zekâyı kullanırken en çok şunu hissediyorum: Uzun zamandır ertelediğim küçük işler kolaylaşıyor, aklımdaki fikirler daha hızlı görünür hâle geliyor ve merak ettiğim konuların peşinden gitmek için önümdeki engeller azalıyor.

Bazen ciddi bir iş yapıyoruz. Bazen bir çocuk parkının rengini seçiyoruz. Bazen İngilizce çalışıyor, bazen tarih konuşuyoruz. Bazen de masanın odada nasıl duracağına bakıyoruz.

Şimdilik “Burada babanın uşağı mı var?” demiyor.

Ama gidişata bakılırsa, bir gün onu da diyecek.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir