... Genel Kategorisi

Bir Tasarımcının İsyanı

Pazartesi, Ocak 23rd, 2012

Tasarımcı bir arkadaşımdan aldığım mektubu burda paylaşmak istiyorum.

“Bence sitenin her yeri hareketli olmalı. İsveç çakısı gibi. Bir yerde bayramımızı kutlarken diğer yerde yemek tarifi vermeli. O gün doğan çocuklara isimleri önermeli, ezan vakitlerinde ezan okumalı, ziyaretçinin vergi ödemesi varsa onu hatırlatmalı. hava durumunu koymamız çok mühim. Mesela çok güzel olmaz mıydı sabah çıkarken sitesine baksa? ona göre şemsiyesini alsa gelse işe? Döviz bilgileri de çok önemli ama altın bilgisini de unutmayalım artık herkes altın alıyor çünkü. Hele hele trafik yol durumunu da koyarsak muhteşem olur. Bir de takımlardan haberler falan. Ha unutmadan logo 3-5 saniyede bir hareketlensin. Hemen olayı anlatıyorum size. Şimdi logodaki yaylar var ya onlar önce böyle hafif hafif yaylansın. sonra dünya gelsin. dünya dönerken Türkiye’ye zoom olsun. İstanbul’a yaklaşınca x logosu boğazdan çıkıp hafif hafif büyüsün. oradan yaylanan y logosu yandan yandan gelsin. bunlar ortada buluşsun. sevenler ayrılmasın. sevenleri ayırmayalım. herşey oynar başlıklı olsun. beş bıçaklı olsun. güzel olsun göz doldursun. az yesin az harcasın 100 km de 1.5 litre yaksın. göz süzzün, gerdan kırsın. 
ben bu mesleği bırakıyorum. sorarsalar üsküdar semt pazarında limon satıyorum. bir proje için gelirseniz şayet size öfkeli ve üzgün gözlerlele “BU ELLERLE Mİ TASARIM YAPACAĞIM HA BU ELLERLE Mİ?” isyanında bulunabilirim.”

Hello Siri!

Cumartesi, Kasım 12th, 2011

Dün akşam bir arkadaşımın Almanya’dan getirttiği iPhone 4S’i biraz kullandım. İlk işim Siri’yi incelemek oldu tabi. Benim İngilizce telaffuzum berbat ötesi olduğundan Siri pek bir şey anlamadı. Gerçi Türkçe anlasaydı da telaffuzumu beğenmeyebilirdi (Bizim uşaklardan Cemal’i bağla dedum da).

Geçen sene iPhone 4′ü de ilk kez bu arkadaşda görüp “patrondan önce kullandım” havasını atmak için hemen twitter, instagram, facebook, friendfeed ne kadar sosyal medya varsa paylaşmıştım :)) Ama patronum şuan Amerika’da olduğundan gelirken kendine bir tane alıp “hava öyle değil böyle atılır Hasan’cım” derse şaşırmayacağım :))))

Bu kullandığım iPhone 4S, Almanya’dan geldi. Hem de piyasaya çıktığı günün ertesinde. Yeni iPhone’nun ABD ile aynı anda piyasaya çıktığı bir kaç ülke varmış. Bu sene Almanya da bu kervana katılmış. Aynı anda almayı geçtim, bize aynı sene içerisinde gelsin ona da razıyım. Ama asıl razı olamadığım fiyatı!

Unlock olarak Almanya’dan alınan telefonun fiyatı yaklaşık 2100 TL. Bunu duyunca tepem attı tabi. Ülkemizde hepsiburada.com’da 2800′den satılmasına ayrı sinirlendim, geçen sene iPhone4′ü Turkcell’den kampanyasız olarak aldığım fiyattan bile ucuz olmasına ayrı sinirlendim.

Hülasa; yediğimiz kazığın haddi hesabı yok. Bu kazığı Apple mı atıyor? Almanya’ya 10 liradan Türkiye’ye 20 liradan mı satıyor? Yoksa Türkiye’deki Turkcell, Avea, Vodafon “bizimkiler pahalıyı ayrı sever” deyip onlar mı icabımıza bakıyor. GSM firmalarının hiç bir maliyeti olmamasına rağmen SMS’e ayda 30 TL fatura kestiklerine ve iMessage sayesinde Apple’ın en azından bu yükün bir kısmından kurtulmama vesile olduğuna bakarsam, bu küçük hesap bile kazığı nerden yediğimi açık açık gösteriyor.

iOS 5, Kişisel Erişim Noktası nereye kayboldu?

Cuma, Ekim 21st, 2011

Epey bir süredir iOS 5′in betasını kullanıyordum. En sevdiğim özelliği de Kişisel Erişim Noktası idi. O sayede dışardayken iPad’ime internet sağlayabiliyordum. Bir kaç gün önce iOS5′in tam sürümünü kurayım dedim. Kurulumdan sonra Kişisel Erişim Noktası’nın ayarlarda görünmediğini farkettim. Eşimin telefonunda böyle bir sorun yoktu. iOs4.3′den iOS5′e yükseltilmişti. Acaba ondan mıdır diye düşündüm. Bugün yarın bakarım diye erteledim.

Başka sorun yaşayanlar da oldu mu diye bakınırken tam olarak benim gibi betasını kullanıp sonra tam sürüme yükselten başka bir kullanıcıya rastladım. Sorunun çözümünü bu sayfadaki yorumlarda buldum. Detaylı olarak paylaşmak istedim.

Eğer iOS 5 yüklü iPhone’unuzda “Kişisel Erişim Noktası” görünmüyorsa Ayarlar/Genel/Sıfırla/Ağ Ayarları kısmına girip sıfırlayın. Bir süre sonra telefonunuz tekrar açıldığında Ayarlar/Genel/Ağ kısmına giriş yapın. Bu ekranda Uluslararası Dolaşım’ın hemen altında “Kişisel Erişim Noktası” beliriyor. Buraya girip aktif hale getirdiğinizde artık Ayarlar anasayfasında görünür hale geliyor.

Error: Aşırı yoğunluk nedeniyle cevap alınamıyor.

Pazar, Mart 13th, 2011

İstanbul’da yaşamanın bazı sosyal sorumlulukları var. Herşeye acele edeceksiniz. Herşeye yetişmeye çalışıp hiç birine yetişemeyeceksiniz. Ömrünüz yollarda geçecek. Gündüz işinize gidip gece ayrıca taksicilik yapacaksınız (ek iş manasında). Olur da bir aktiviteye katılırsanız -kursa gitmek, yüksek lisans programına yazılmak gibi- hayatınız allak bullak olacak. Takviminizde boş yer kalmayacak. Bir arkadaşınız ya da tanıdığınız size telefon açıp buluşalım derse ona “cumaya kadar doluyum, haftasonu da falan işim var, önümüzdeki salı olsun mu?” demek mahcubiyetini defalarca yaşayacaksınız.

En son ne zaman kendinize vakit ayırdığınızı unutacaksınız. Her sabah yüzünüzü yıkarken “bu saçları traş ettirmeli” diyecek ama üç aydan evvel asla vakit bulamayacaksınız. Otobüslerde uyumaktan boynunuz bir kaç yerden sürekli ağrıyacak. 7 yıldır önce hafif hafif ağrıyan diziniz artık sizi ayakta zor durur hale getirecek, kılı kırk yararak doktora gidip emar çektireceksiniz ama onu doktora götürecek fırsat bulamayacaksınız.

Bir koltukta bir kaç karpuz taşımak isteyeceksiniz. Herkes ister. Elimden geliyorsa neden olmasın diyeceksiniz. Elinizden gelecek ama burnunuzdan daha fazlası gelecek. Bin pişman olacak, bin bir mahcubiyetle karpuzların kimini iade edeceksiniz, kimini de uykusuz gecelerde taşıyacaksınız.

Bir yandan da yaşayacaksınız. İki yıldır taşımak istediğiniz yuvanıza en nihayet güzel bir yer bulacaksınız. Eskisi kadar güzel olmayacak ama pek çok yere daha yakın olacak. Alışacaksınız. Yıllar önce arkadaşlarınızın yardım ettiği gibi yine beraber boya yapacaksınız. Samimiyetiniz tiner kokusuyla ta içerlere sinecek. Pek kibar hayınbiraderiniz bile melek kesilip boyalara bulanarak size yardım edecek, ellerini paralayacak. Taşınmak için hiç hazır olamayacaksınız. Sabahlara kadar direksiyon sallamakdan eve nakliyeciler gelmeden bir kaç saat önce varıp küt diye yatacaksınız. Nakliyeciler sizi yataktan uyandırıp evde ne var ne yoksa sırtlayacak. Eşyalar eksilip kamyona doldukça birikmiş tozlarla birlikte yüreğiniz kabaracak. Dilinden hiç anlamadığınız çiçekleri geride bırakmasınlar diye tembihleyeceksiniz, kurumuş limonu görüp üzüleceksiniz, keşke ilgilenebilseydim diyeceksiniz.

Güç bela taşınacak, eşyalarla dolu salonda ağrılar içinde uzanacaksınız. Siz duracaksınız ama hayat durmayacak. Evde işler beklerken mecburiyetler boğazınıza yapışacak, gideceksiniz. Siz programı değil, program sizi yönetecek. Başka bir şeyden feragat etmeden hiç bir şey yapamacaksınız. İşler, başında saatlerinizi harcamadan bitmeyecek. Eve huzurlu dönemeyeceksiniz. Haftalardır oyaladığınız dayınız bile insafa gelip sadece email ile sıkıştıracak. Koltukda uyuya kalıp boynunuza yeni bir ağrı daha ekleyeceksiniz.

Evde sadece haftada bir gün kahvaltı edebileceksiniz. Diğer gün muhakkak bir işiniz çıkacak ama siz bu işin içinden çıkamayacaksınız.

 

Ve Sinema: The Adjustment Bureau

Pazartesi, Ocak 24th, 2011

Bir Jason Bourne fanatiği olduğumdan beri Matt Damon’un filmlerini merakla bekliyorum. Jason Bourne serisinin başarılı yönetmeni Paul Greengrass’ın çektiği Green Zone’da yine Matt Damon ve action bir araya geldi ama film Irak’da geçtiğinden Bourne’daki gibi hevesimi alamadım. Bourne’da adam tüm Avrupa’nın altını üstüne getiriyordu.

Bugün ofisde pazartesi sendromumun en güzel şekilde geçmesi için adetim hilafına bilgisayara bir kulaklık takıp bir şeyler dinliyordum. iTunes dinlediğim dosyayı bitirdikten sonra sağolsun diskteki bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olan diğer mp3′leri de çalmaya başladı. Tabi bunların arasında Moby-Extreme Ways de vardı (Bourne serisinin kapanış jeneriği). Bunu dinleyince sendrom mendrom kalmadı. Hemen masaüstlerimden birini Bourne afişi yaptım. Diğerine de yine canlı bir mac teması koydum.

Bunla da yetinmedim. Bourne bu aralar ne işler çeviriyor diye baktım. IMDB’de The Adjustment Bureau filmini gördüm. Trailer’ini izledim. Yine alengirli işlere bulaşmış olduğunu görünce sevindim. Bourne’un yenisi gelene kadar (ümitliyim, gelecek, gelmeli! parasıyla değil mi kardeşim) bu filmlerle idare edeceğiz artık.

İşte yazının başındaki mp3 (bir sitedeki videodan aşırma ile download ettiğim için adını bilmiyorum, midomi’ye soracak vaktim de olmadı).

İşte bu da şu andaki masaüstüm ve resimlerim:

Bilgisayar’ı keyifli kullanmak = Mac Kullanmak

Perşembe, Ocak 6th, 2011

Geçtiğimiz sene eşime iMac almakla başlayan Mac yolculuğumuz büyük bir keyifle devam ediyor. O zamanlar daha yeni aldığım Asus laptop’u önce MacOs’a çevirmek sonra da satmak için ne kadar uğraştığımı “olMAC ya da olmaMAC” başlıklı şu yazıda uzuun uzun anlatmıştım. En nihayet kendime bir Mac Mini almayı başarmıştım. Zaten işyerinde daha öncesinden MacOs kurulu Dell Vostro kullanıyordum (bu Dell’lerin yerine de Mac Mini aldırma çalışmalarım hızla devam ediyor).

Hasılı, Mac kullanmaya başladığımdan beri bilgisayar karşısında işim gereği saatlerimi harcarken artık büyük bir keyif alıyorum. Çocukluğumdan beri bilgisayar başında sadece program yazdığımda (ve gençliğimde Tomb Raider oynadığımda) saatlerin nasıl geçtiğini anlamazdım. Şimdi bilgisayarı bir son kullanıcı olarak kullanırken de akıp gidiyor zaman.

Format denen illet hayatımdan uçup gitti. Antivirüs kurmak, crack aramak derdi kalmadı. Komut satırında coşmak istediğim zaman daha doğru düzgün tam ekran bile olamayan aptal CMD’ye mahkum olma devri bitti. Bir sunucuya bağlanmak için Putty gibi harici programları değil doğrudan kendi komut satırımı kullanabiliyorum. Dosyalarım disk üzerinde A, B, C gibi ayrı ayrı ağaçlarda değil, tek bir “/” köküne (root) bağlı. Unix’in 1970′lerden beri süregelen sapasağlam yapısını işletim sisteminin iliklerinde olduğunu bilmek bir nevi Hummer kullanmak gibi bir şey (Hiç Hummer’a binmedim ama herhalde sağlam bir arabadır). (daha fazla…)

iPhone 3.Ders 2.Kısım: Navigation Controller ile Yemek Tarifleri Uygulaması

Pazar, Ocak 2nd, 2011

Kursda üçüncü dersin son kısmında hızlıca Navigation Controller’ı görmüştük fakat yazmaya fırsat bulamamıştık. İyi de oldu, çünkü tek bir yazıda uzun uzadıya bütün dersi anlatmaktansa konulara göre bölerek anlatmak daha iyi olur kanaatindeyim.

iPhone uygulamalarında en çok kullanılan view controller’lardan biri de Navigation Controller’dır. Navigation Controller’da hiyerarşik bir düzen vardır. Genelde Table View’larla beraber kullanılır. Kullanıcı ilk Table View’dan bir satıra tıkladığında o satırla ilgili yeni bir view çağrılır. Eğer bu da bir Table View ise burdaki bir satıra tıklandığında bir sonraki ilgili view çağrılır. Her bir alt kademedeyken bir üst kademeye geri dönmek için Uygulamanın üst kısmındaki bar’da geri dönüş butonları otomatik olarak çıkar (Tabi o ekran için bir title -başlık- yazmışsak).

Şimdi basit bir uygulama ile Navigation Controller’in detaylarına inelim. Yemekler adında küçük bir uygulama hazırlayalım, ilk ekranda “Etli Yemekler, Zeytinyağlılar ve Çorbalar” şeklinde yemek kategorileri listelensin. Etli Yemekler’e tıklandığında “Orman Kebabı, Hünkar Beğendi, İskender” sıralansın. Zeytinyağlılar’a tıklandığında “Taze Fasülye, İmam Bayıldı, Barbunya” sıralansın. Çorbalar’a tıklandığında “Ezo Gelin, Tarhana, Yayla, Şehriye” sıralansın. Aslında kursda bu örneği işlemedik ama nasılsa blog’da zamanımız daha bol olduğu için sindire sindire anlayalım diye bu tarz bir örnek kullanmak istedim. (daha fazla…)

Birden fazla Table View ile çalışmak

Çarşamba, Aralık 29th, 2010

Eğer iPhone uygulamamızda birden fazla Table View kullanmak istiyorsanız ve kodlar da birbirine karışmasın diyorsanız aşağıdaki adımları takip ediniz:

  • View Based Application taslağı ile yeni bir proje oluşturun. (Bu yazı için hazırladığımız örnek projemize “CokluTablo” adını verdik. Dosya isimlendirmeleri bu şekilde yapılacaktır.)
  • Resurce klasöründeki CokluTabloViewController.xib dosyasını Interface Builder ile açıp içine Library’den 2 tane TableView  nesnesi yerleştirin. (Resim 1)
  • Xcode’a geri dönüp Classess klasörüne sağ tıklayın ve şu adımları seçin: Add -> New File -> UIViewController Subclass (seçeneklerden sadece UITableViewController subclass seçili olsun). (Resim 2)
  • Dosya adı olarak Tablo1.m yazın (Tablo1.h da otomatikmen oluşacaktır).
  • Aynı işlemi tekrar yapın ve dosya adı olarak Tablo2.m yazın. (daha fazla…)

iPhone Kursu 3. Ders: TableViewController

Çarşamba, Aralık 29th, 2010

Malumunuz iki hafta önce Gelişim Platformu bünyesinde 60 saatlik iPhone Uygulama Geliştirme eğitime başladık. Kursda gördüğümüz konuları dilim döndüğünce burada paylaşmaya çalışıyorum. Konular ilerleyip karmaşıklaştıkça detayları paylaşmak daha yorucu olacağından şimdiden affınızı rica ediyorum.

Bu dersimizde ViewController’ları gördük. Bir kaç tanesine değindik, TableViewController ve Navigation Controller üzerinde denemeler yaptık. Diğer derslerde controller’lara devam edeceğiz.

iPhone için yazılan uygulamalar MVC (Model, View, Controller) prensibine dayanır. Kabaca ifade edersek; Model yapıları veritabanı ile olan alışverişi, View yapıları uygulamanın görsel kısımlarını oluşturur. Controller’lar ise bu ikisini koordine eden yapılardır. (daha fazla…)

iPhone Kursu 2. Ders: Hello World!

Perşembe, Aralık 23rd, 2010

Bu akşam iPhone Eğitimimizin 2. dersini gördük. Daha önce kendi başımıza uygulamalar yazmış olsak da sınıf olarak herşeye sıfırdan başladığımız için geçtiğimiz dersde Xcode’a tepeden bir bakış attık. Bugün de ilk “Hello World” uygulamamızı yaptık.

Uygulamaya geçmeden önce Mac tedarik edemeyen kursiyerlerin Windows makinelerinde çalışabilmeleri için önceden hazırlanmış ve içinde Xcode bulunan sanal makine (VMWare) imaj dosyası elden ele dolaştı (bu dosyanın linkini bulabilirsem bu sayfalarda yayınlayacağım). Ofisteki bir arkadaşımdan ödünç MacBook Air alamasaydım ben de bu kervana katılacaktım. Sanal makinelerle ne kadar uğraştığım blogun eski sayfalarında mevcut. Bu noktada hemen haklı eleştirimizi yapalım. Gelişim Platformu; yıllardır verdiği eğitimlerle ön planda olan bir dernek. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de iPhone uygulama eğitimi ilk kez GP tarafından veriliyor. Çok makbule geçtiğini -şahsen- ifade edeyim. Fakat bu kursa arkadaşlarımı çağırırken “bir şey getirmenize gerek yok, nasılsa iPhone eğitimini pc’lerde yapacak halimiz yok, orda Mac laboratuvarları vardır” demiştim. Fakat değil Mac, normal bir pc laboratuvarı bile göremedik. Neyse ki başvuranların sayısı çok fazla oldu da iki gruba bölünerek rahat bir ortamda ders almaya başladık.  İnşallah bu iPhone eğitimi daha pek çok kere verilecektir. GP’de güzel bir laboratuvar ile bu başarı karşısında kendini ve kursiyerlerini ödüllendirir. (daha fazla…)