Bir ay kadar önce Instagram’da başlayan Karakuyruk’lu kedimizin macerası Instagram’la beraber olarak kendi domaininde devam ediyor. karakuyruk.com
Edit: Flickr sayfası da açtık. http://flickr.karakuyruk.com
Bir ay kadar önce Instagram’da başlayan Karakuyruk’lu kedimizin macerası Instagram’la beraber olarak kendi domaininde devam ediyor. karakuyruk.com
Edit: Flickr sayfası da açtık. http://flickr.karakuyruk.com
iPhone’daki dosyalarınızı Sync belasına bulaşmadan almak istiyorsanız ücretsiz iPhone Explorer (yeni adıyla iExplorer) tam bu iş için biçilmiş kaftan. Voice Memo’daki 40 dakikalik ses dosyasını iPhone’u sync etmeden nasıl alabilirim diye araştırırken bu harika uygulamaya rastladım. Windows versiyonu da mevcut. iPhone’unuzdaki fotoğraflar, videolar, voice memo gibi medya öğelerinin yanısıra uygulamaların içindeki Documents klasörünü de gösterip oradan data almanızı sağlıyor. Sürükle bırak yöntemi ile iExplorer’daki dosyaları masaüstünüze kopyalayabiliyorsunuz.
Sosyal medya uygulamaları büyük bir hızla ilerliyor. Kullanıcı sayıları arttığı gibi piyasa değerleri de artıyor. Instagram bir kaç gün önce daha yeni 500 milyon değerlendirmesi yapılmışken 1 milyar dolara Facebook tarafından satın alındı, hem de uzuuun zamandır beklenen Android uygulaması çıktıktan hemen sonra. Android bünyesinden gelen 5 milyon kullanıcıyı da sorunsuz bir şekilde sisteme dahil ettiklerinde zaten ne kadar iyi bir iş yapmış olduklarını bir kez daha ispatlamış oldular.
Facebook’a geçiş sonrasında bir kısım Instagram kullanıcısının tepki olsun diye hesaplarını kapattılarını duyduk ama bence gereksiz bir tepki olmuş. Eğer bozulmazlarsa Android kullanıcılarının da katılımıyla daha da büyüyeceklerdir. İnsanlar Facebook’u, Twitter’ı çok eğlenceli bulsa da fotoğraflar söz konusu olunca en büyük söz Instagrama düşecek bu gidişle.
Ben de uzun bir süredir Instagram kullanıcısıyım. En sevdiğim fotoğraflar birbirinden güzel kedi fotoğrafları :) Onları büyük bir kıskançlıkla izliyorum. Bir kaç sene önce bizim de bir kedimiz vardı ama şimdi başka bir arkadaşımızın kedisi :) Ben de izle izle nereye kadar dedim ve hayalimdeki kediyi Instagram’a davet ettim: Karakuyruk. Üstelik diğer kedilerin aksine Karakuyruk altyazıyla da olsa konuşabiliyor :) Onun konuştukça bende şizofrenik bir durum ortaya çıkıyor ama bu kadar yan etki olacak artık :)))
Karakuyruk’a webden bakmak isterseniz güzel bir web client’ı olan Webstagram ı tavsiye ederim.
Biraz önce www.apple.com adresinden 7 Mart Apple etkinliğine ait 85 dakikalık videoyu izlemeyi bitirdim. Steve Jobs’un ardından yapılan ilk etkinlikti bu. Aylar öncesinden büyük bir hayran kitlesi -ben dahil- bu gün tanıtılacak olan yeni iPad’i bekliyorduk. Bugün sadece yeni iPad sunulmadı, iOS 5.1 yayınlandı ve Apple TV’nin yeni versiyonu açıklandı. Ama asıl olay yeni iPad’di tabi ki.
iPad’in beklediğim en önemli özelliği tam olarak “amazing” bir olaydı bence: RetinaDisplay Ekran. 2048 x 1536 çözünürlük. Dünyanın parasını verip aldığımız kocaman LCD televizyonların sunduğu çözünürlükten bile daha fazla! (Apple ürünlerini almaktan henüz LCD tv almaya fırsatım olmadı, hala tüplü televizyona bakıyorum, bu gidişle alamayacağım).
Yeni iPad’in diğer teknik özellikleri (A5X işlemcisi, 5 Megapiksel iSight kamerası, 4G ağını desteklemesi) de harikaydı. Sunumu keyifle izledim. Fakat bu yazımda iPad’in dışında özellikle değinmek istediğim başka bir husus var.
Sunumda iMovie uygulamasının yeni sürümü de tanıtıldı. Ben iMovie’nin bu sayfada ekran çıktıları görünen arayüzüne “bayıldım” diyebilirim. Spiralli ve kenarlarında sekmeleri olan bir defter görünümünü çok beğendim. iOS uygulamalarındaki bu “gerçeklik” unsurunu eminim benim gibi pek çok kullanıcıyı da cezbediyordur. Sırf ekran tasarımları harika diye işime yarasın yaramasın pek çok uygulama satın aldığımı biliyorum. Apple kendi harika uygulamalar yazdığı gibi, diğer geliştiricilerin de harika uygulamalar yazmasını sağlıyor. Çünkü her uygulama kolay kolay AppStore’a giremiyor. Bir kaç gün önce küçük ve basit bir formül uygulaması göndermiştim. Aldığım cevap kısaca: “uygulamanız hiç eğlenceli değil” idi :) Gayet de haklılardı…
Ofiste uzun bir süredir “arayüz” konusunda arayışlar içerisindeyiz. Yürüttüğümüz projeler “web tabanlı uygulamalar” olduğu için bir web sitesi ile kıyaslanamayacak derecede fazla kullanıcı etkileşimi var. Web sitesinde daha çok içeriği ziyaretçiye sunmak önplandadır. Web tabanlı uygulamada ise bu sadece işin bir kısmıdır. Asıl önemli olan kısmı kullanıcılardan gerekli girdileri almak ve bunları işlemek. İşte burası tam olarak “arayüz” probleminin doğduğu nokta.
Bir kaç haftadır sosyal medyada ve diğer platformlarda “arayüz konusunda kendini geliştirmiş, front-end developer” ilanları yayınlıyoruz fakat henüz ciddi bir başvuru alamadık. Bugün ofiste bu mevzuyu tartışırken aklıma geldi; kartvizitinde “Arayüz Tasarım Uzmanı” yazan sadece bir kişi bildiğimi farkettim. Halbuki pek çok grafiker ve web developer tanıyorum. Ama kendini arayüz tasarım uzmanı olarak tanıtacak kadar bu işe ciddiyetle eğilmiş sadece bir kişi biliyorum: Veli Ogla Süngutay. Bundanüç dört sene önce iki ay gibi kısa bir süre kendisi ile çalışmıştım. Çok titiz ve tam işinin ehli bir insan olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum. Biraz önce Googling yaptım ama kendisi ile ilgili herhangi bir neticeye varamadım. Belki bu satırlara denk gelirse kendisi irtibata geçer.
…
Çok ufak bir detay bile kullanım açısından harika sonuçlar ortaya çıkarabilir. Örneğin iOS’da herhangi bir fotoğrafı Twitter’a göndermek istediğinizde karşınıza çıkan minik pencereyi çok başarılı buluyorum. Şu detaylara lütfen göz gezdirin.
Bilgisayar ekranında kocaman görünen bu görüntü elinizdeki iPhone’un deli çözünürlüğünde mükemmel detaylar olarak karşınıza çıkıyor. Benzer bir ekrana Android işletim sistemli telefonlar da sahip (kayın biraderip ekran çıktısı almayı başarırsa onu da bu yazıma katacağım). Bu görüntüde ilk olarak sağdaki ataçlanmış fotoğrafa dikkat edin. Oraya klasik keskin kenarlı olarak fotoğrafı koymuş olabilirdi. Üzerindeki Photoshop efektlerinden aşina olduğumuz bevel & emboss efektini koymayıp kabartma hissi uyandırmayabilirdi. Resmin üzerinde böyle gerçekçi bir ataç yerine sembolik bir ataç koyabilir ya da daha kötüsü hiç koymayabilirdi. Ama tüm bu detaylar ince ince düşünülmüş ve o resim özenle o şekilde oraya konmuş. Harika bir terzilik.
Devam edelim, arkaplandaki kağıt dokusuna bakın. Üzerindeki gri çizgiler bir defter yaprağı dokusu hissini güçlendirmiş ve alelade değil, satırlara denk gelecek şekilde düşünülmüş. Sırf bunu sağlamak bile aslında arkaplanda pek çok hususu düşünmeyi gerektiriyor. Anroid cihazlar çeşitli en ve boylarda, çeşitli çözünürlüklerde olduğu için tasarımcının işi iOS’a oranla çok daha zor. Demek ki envai türlü iPhone, iPad görmememizin bir nedeni var (iPhone ve iPad’in türleri değil de modelleri artıyor bu doğru, ama tasarımcının işi zorlaşmıyor zira modeller arasındaki ekran oranı sürekli korunuyor).
Ve bu ekranda bahsedeceğim son husus; Vazgeç butonuna, Tweet yazısına, en alttaki “Konum Ekle” ve sağdaki “81″ ibaresine dikkatle bakın. Buradaki yazı ve simgeler sanki defter yaprağından içeri doğru basık bir şekilde duruyor. Bir derinlik var. Apple’ın hemen hemen tüm ürünlerinde bunu görebilirsiniz. Sadece bunu değil tabi, tüm bu ince işçiliği görebilirsiniz.
Yukarıdaki ekran çıktıları şirket içinde kullandığımız henüz tamamlanmamış “Ubicheck” yazılıma ait. Burada iki unsura değinmek istiyorum. Birincisi, bu sayfa aslında bir liste sayfası, kullanıcıları listeliyor. Normalde listeler klasik tablo gibi sunulur. Bu uygulamada ise minik kartlar şeklinde sunmayı denedik. Kullanıcılar mevzubahis olduğu için kullanıcı arama yaparken isimleri okumasından ziyade fotoğraflara bakması daha hızlı sonuç vereceği için kullanıcı fotoğrafını ön planda tuttuk. (Uygulamalarımızda liste ekranına gelindiğinde arama yapmaksızın son datalar hazır olarak görüntülenir. Kullanıcı detaylı bir arama yapmak istiyorsa o zaman arama formunu kullanır.)
Bu da aynı ekranın bazı detaylar uygulanmamış hali. Bence arada dağlar kadar fark var.
Aynı uygulamada başka bir modül: Toplantı modülü. Hangi gün ne toplantısı yapılmış, ne kararlar alınmış, kimler katılmış gibi bilgileri tuttuğumuz modülün liste ekranı. Kullanıcı ekranında kartları kullandığımız için diğer ekranlarda da bu üsluba bağlı kalmak gerekiyordu. Fakat toplantılarda “fotoğraf” gibi belirleyici bir unsur yoktu. Onun yerine “toplantının konusu” ve “toplantı tarihi” daha önemliydi. Tarih bilgisi görsel olarak rahat ifade edilebilirdi. Bir simgenin içerisinde toplantı başlığı yazılmazdı herhalde. O nedenle bu ekranda fotoğraf alanında büyük puntolarla toplantı tarihini koyduk ve yıl bilgisini eklemedik. Zira en güncel kayıtlar en son görüntüleneceğinden zaten o yıla ait kayıtlar görüntülenmekteydi. Kaldı ki “25.08.2011″ gibi uzun versiyonu da başlığın hemen altında ayrıca gösteriliyordu.
Yazıya başlayalı bir saat oldu ama kayınbirader hala Android telefonundan Twitter uygulamasına dair ekran çıktısı gönderemedi. Kabahat işletim sisteminde, zira bunun için bir kolaylık düşünülmemiş.
Arayüz konusunda daha derin problemlerimiz var. Bu örnekler hep “bilgiyi sunmak” ile ilgiliydi. Asıl problem ise yukarıda bahsettiğim gibi kullanıcıdan girdileri alacağımız ekranlar; yani FORM’lar. Bazen çok uzun bir form kullanmamız gerekebiliyor. Bir öğrenciyi kayıt ettiğinizi düşünün. Öğrencinin kimlik bilgileri, aile bilgileri, okul bilgileri vesaire derken bir kaç ayrı form devreye giriyor. Kullanıcı bunları hiç zorlanmadan, sırasını takip etmek için fare ile taklalar atmadan, bir hata ile karşılaştığında yazdıklarını kaybetmeden, hatayı düzgün bir uyarı ile farkederek bu girdileri yapması gerekiyor. İşte asıl mesele; kendini bu problemlerin çözümünde yetiştirmiş geliştiriciler bulmak.
Espresso makinesiyle ikinci mocha denememizi yaptık. Bu sefer Youtube’da daha güzel ve kolay bir tarif bulduk. Çikolata sosumuz hala olmadığından bu videodaki gibi bir yöntem izledik ama biz kakao değil sıcak çikolata tozu kullandık. Kahvelerden birinin görüntüsü harika oldu. Tesadüfen Apple’ın logosuna benzedi :) Fakat bir hesap hatası yaptık. Büyük fincan kullandığımız için iki ayrı seferde kahve yapmamız gerekiyordu sanırım. Bu yaptıklarımızdan pek kahve tadı alamadık. Hafif kaldı yani. Bir sonraki deneyde her fincan için aynı işlemi baştan yapacağız ve ne yapıp edip çikolata şurubu bulacağız inşallah :)
“Oraya millet twit atmaya gidiyor, oturup evde içelim kahvemizi” gibi serzenişlerle kapısına uğramadığım Starbucks’a bir sene kadar önce küçük bir toplantı için davet edilince gitmek zorunda kalmıştım. O gün orada içtiğim “White Chocolate Mocha”nın tadı damağımda kalmış olacak ki gide gele “artık bunu evde yapmalıyım”a kadar seviyeyi zorladım :)
Eşimden gizli olarak hepsiburada.com’dan sipariş verdiğim DeLonghi 330S modeli espresso makinemiz bugün geldi. Eşim şaşırdı mı sevindi mi göremedim, zira önceki geceden uykusuzdum ve salonda uyuya kalmıştım. O kadar gizlilik boşa gitti yani :) Cihazın dilinden anlamamız başta biraz zor oldu ama şimdilik iki cappucino yapmayı başardık. Eşim ve kayınbiraderim denediler, ben pek güvenemedim kendime. Şaka şaka :) Akşamüstü kahveyi Starbucks’dan aldığımda bir tane mocha ikram etmişlerdi. Kahve güzel ama çay gibi değil mübarek, üstüste iki tane -benim için 4 belki 5- içemiyorsun.
Evde mocha yapma konuda beni heveslendiren “şekerden ev” blogundaki şu sayfayı da es geçmemeliyim. Onlar çikolata şurubu da bulmuş, ben henüz bulamadım. Diğer şurublardan çok rastladım ama çikolata şurubu denk gelmedi. Biz de bir kaç tarif denemeye çalışacağız. Yaz gelsin balkon keyfi yapacağız inşallah :)
Tasarımcı bir arkadaşımdan aldığım mektubu burda paylaşmak istiyorum.
Dün akşam bir arkadaşımın Almanya’dan getirttiği iPhone 4S’i biraz kullandım. İlk işim Siri’yi incelemek oldu tabi. Benim İngilizce telaffuzum berbat ötesi olduğundan Siri pek bir şey anlamadı. Gerçi Türkçe anlasaydı da telaffuzumu beğenmeyebilirdi (Bizim uşaklardan Cemal’i bağla dedum da).
Geçen sene iPhone 4′ü de ilk kez bu arkadaşda görüp “patrondan önce kullandım” havasını atmak için hemen twitter, instagram, facebook, friendfeed ne kadar sosyal medya varsa paylaşmıştım :)) Ama patronum şuan Amerika’da olduğundan gelirken kendine bir tane alıp “hava öyle değil böyle atılır Hasan’cım” derse şaşırmayacağım :))))
Bu kullandığım iPhone 4S, Almanya’dan geldi. Hem de piyasaya çıktığı günün ertesinde. Yeni iPhone’nun ABD ile aynı anda piyasaya çıktığı bir kaç ülke varmış. Bu sene Almanya da bu kervana katılmış. Aynı anda almayı geçtim, bize aynı sene içerisinde gelsin ona da razıyım. Ama asıl razı olamadığım fiyatı!
Unlock olarak Almanya’dan alınan telefonun fiyatı yaklaşık 2100 TL. Bunu duyunca tepem attı tabi. Ülkemizde hepsiburada.com’da 2800′den satılmasına ayrı sinirlendim, geçen sene iPhone4′ü Turkcell’den kampanyasız olarak aldığım fiyattan bile ucuz olmasına ayrı sinirlendim.
Hülasa; yediğimiz kazığın haddi hesabı yok. Bu kazığı Apple mı atıyor? Almanya’ya 10 liradan Türkiye’ye 20 liradan mı satıyor? Yoksa Türkiye’deki Turkcell, Avea, Vodafon “bizimkiler pahalıyı ayrı sever” deyip onlar mı icabımıza bakıyor. GSM firmalarının hiç bir maliyeti olmamasına rağmen SMS’e ayda 30 TL fatura kestiklerine ve iMessage sayesinde Apple’ın en azından bu yükün bir kısmından kurtulmama vesile olduğuna bakarsam, bu küçük hesap bile kazığı nerden yediğimi açık açık gösteriyor.
Epey bir süredir iOS 5′in betasını kullanıyordum. En sevdiğim özelliği de Kişisel Erişim Noktası idi. O sayede dışardayken iPad’ime internet sağlayabiliyordum. Bir kaç gün önce iOS5′in tam sürümünü kurayım dedim. Kurulumdan sonra Kişisel Erişim Noktası’nın ayarlarda görünmediğini farkettim. Eşimin telefonunda böyle bir sorun yoktu. iOs4.3′den iOS5′e yükseltilmişti. Acaba ondan mıdır diye düşündüm. Bugün yarın bakarım diye erteledim.
Başka sorun yaşayanlar da oldu mu diye bakınırken tam olarak benim gibi betasını kullanıp sonra tam sürüme yükselten başka bir kullanıcıya rastladım. Sorunun çözümünü bu sayfadaki yorumlarda buldum. Detaylı olarak paylaşmak istedim.
Eğer iOS 5 yüklü iPhone’unuzda “Kişisel Erişim Noktası” görünmüyorsa Ayarlar/Genel/Sıfırla/Ağ Ayarları kısmına girip sıfırlayın. Bir süre sonra telefonunuz tekrar açıldığında Ayarlar/Genel/Ağ kısmına giriş yapın. Bu ekranda Uluslararası Dolaşım’ın hemen altında “Kişisel Erişim Noktası” beliriyor. Buraya girip aktif hale getirdiğinizde artık Ayarlar anasayfasında görünür hale geliyor.
İstanbul’da yaşamanın bazı sosyal sorumlulukları var. Herşeye acele edeceksiniz. Herşeye yetişmeye çalışıp hiç birine yetişemeyeceksiniz. Ömrünüz yollarda geçecek. Gündüz işinize gidip gece ayrıca taksicilik yapacaksınız (ek iş manasında). Olur da bir aktiviteye katılırsanız -kursa gitmek, yüksek lisans programına yazılmak gibi- hayatınız allak bullak olacak. Takviminizde boş yer kalmayacak. Bir arkadaşınız ya da tanıdığınız size telefon açıp buluşalım derse ona “cumaya kadar doluyum, haftasonu da falan işim var, önümüzdeki salı olsun mu?” demek mahcubiyetini defalarca yaşayacaksınız.
En son ne zaman kendinize vakit ayırdığınızı unutacaksınız. Her sabah yüzünüzü yıkarken “bu saçları traş ettirmeli” diyecek ama üç aydan evvel asla vakit bulamayacaksınız. Otobüslerde uyumaktan boynunuz bir kaç yerden sürekli ağrıyacak. 7 yıldır önce hafif hafif ağrıyan diziniz artık sizi ayakta zor durur hale getirecek, kılı kırk yararak doktora gidip emar çektireceksiniz ama onu doktora götürecek fırsat bulamayacaksınız.
Bir koltukta bir kaç karpuz taşımak isteyeceksiniz. Herkes ister. Elimden geliyorsa neden olmasın diyeceksiniz. Elinizden gelecek ama burnunuzdan daha fazlası gelecek. Bin pişman olacak, bin bir mahcubiyetle karpuzların kimini iade edeceksiniz, kimini de uykusuz gecelerde taşıyacaksınız.
Bir yandan da yaşayacaksınız. İki yıldır taşımak istediğiniz yuvanıza en nihayet güzel bir yer bulacaksınız. Eskisi kadar güzel olmayacak ama pek çok yere daha yakın olacak. Alışacaksınız. Yıllar önce arkadaşlarınızın yardım ettiği gibi yine beraber boya yapacaksınız. Samimiyetiniz tiner kokusuyla ta içerlere sinecek. Pek kibar hayınbiraderiniz bile melek kesilip boyalara bulanarak size yardım edecek, ellerini paralayacak. Taşınmak için hiç hazır olamayacaksınız. Sabahlara kadar direksiyon sallamakdan eve nakliyeciler gelmeden bir kaç saat önce varıp küt diye yatacaksınız. Nakliyeciler sizi yataktan uyandırıp evde ne var ne yoksa sırtlayacak. Eşyalar eksilip kamyona doldukça birikmiş tozlarla birlikte yüreğiniz kabaracak. Dilinden hiç anlamadığınız çiçekleri geride bırakmasınlar diye tembihleyeceksiniz, kurumuş limonu görüp üzüleceksiniz, keşke ilgilenebilseydim diyeceksiniz.
Güç bela taşınacak, eşyalarla dolu salonda ağrılar içinde uzanacaksınız. Siz duracaksınız ama hayat durmayacak. Evde işler beklerken mecburiyetler boğazınıza yapışacak, gideceksiniz. Siz programı değil, program sizi yönetecek. Başka bir şeyden feragat etmeden hiç bir şey yapamacaksınız. İşler, başında saatlerinizi harcamadan bitmeyecek. Eve huzurlu dönemeyeceksiniz. Haftalardır oyaladığınız dayınız bile insafa gelip sadece email ile sıkıştıracak. Koltukda uyuya kalıp boynunuza yeni bir ağrı daha ekleyeceksiniz.
Evde sadece haftada bir gün kahvaltı edebileceksiniz. Diğer gün muhakkak bir işiniz çıkacak ama siz bu işin içinden çıkamayacaksınız.