BT Hayat

Koronamadık!

Bir iki haftadır haftada bir kaç gün işe gidiyordum. İki hafta önce yıllar sonra ilk “yüz yüze” toplantımızı da yapmıştık. Tam her şey normalleşiyor sanıp hevesleniyordum ki hiç beklediğim bir şekilde geçen perşembe akşamı boğazım gıdıklanmaya başladı.

Havalar çok sıcak olduğu için arabada hep çalıştırdığım “klimadandır” diye ilk gece kendimi kandırdım. Ertesi sabah şişmiş, kızarmış bir boğazla uyanınca doktor arkadaşıma danıştım. Test olmamı tavsiye etti. O uzun çubuğun burnuma sokulması fikri hiç hoşuma gitmediği için hafta sonu hele bi geçsin dedim. Ama evde kendimi yarım da olsa izole ettim. Dışarı hiç çıkmadım. Evde çocuklara çok yaklaşmadım, salona da sadece kahvaltı ve akşam yemeği için gittim. Çay içmek için de on – on beş dakika oturduğum oldu.

Haftasonu yoğun öksürükle geçti. Eklemlerim de çok ağrıdı. Aslında çocuklar dışında evdeki herkes hastaydı zaten. Hanım, annesi ve babası nezle olmuştu. Burun akıntısı vardı. Bende burun akıntısı yoktu. Sadece şiddettli öksürük.

Pazar günü bende de burun akıntısı da olunca biraz sevindim. İyi bari nezle / grip öyle bir şey herhalde dedim. Ertesi gün öksürük için ne kullanayım diye doktor arkadaşıma yine danıştım. Yine test ol deyince artık gidip bir test olayım dedim.

Bize yakın diye öğleden sonra Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesine gittim. Acilde önce bir doktor neyim var diye sorup ona göre beni yeşil alana yönlendirdi. Hastane geniş, koltuklar rahat olunca kaç kişi beklediğine çok dikkat etmedim sıramı alıp oturdum. 120 kişi filan vardı önümde. Telefonla yapmam gereken işleri yaptım, mesajları attım, sosyal medyaya baktım derken 2 saat nasıl geçti anlamadım. Bir ara doktorlar kayboldu sanırım, millet mızmızlanmaya başladı. Ben de o esnada saatin kaç olduğunu farkettim. Sonraki 1 saat zor geçti. Neyse tam 3 saat sonra sıra bana gelince doktora şikayetlerimi anlattım. Beni hemen acilin dışındaki “Pandemi Polikliniğine” gönderdi.

Meğer acilin dışında bir de böyle bir yer varmış. Hastaneye otoparktan giriş yaptığım için bu yeri gösteren bir levha, işaret vs. görmemiştim. Yoksa yerini bilsem ilk başta oraya giderdim. Bankodaki yetkiliye doğrudan gelsem test olabilir miydim diye sordum. Burdaki doktor durumu değerlendirip karar veriyor dedi. Yani benim için gayet olası bir durumdu. Boşu boşuna 3 saat bekledim ve insanları da riske attım. Gerçi oturduğum yerden 2.5 saat hiç kalkmamıştım ve sağım solum 2 koltuk boştu. Ama ben öksürdükçe öndeki bir kadıncağız korkulu gözlerle bana bakıyordu. Son yarım saat ayakta beklemiştim ve etrafım koltuktakinden daha boştu.

Pandemi doktoru test için bir tüp verdi ve ilgili odaya gönderdi. Naylonların arkasından bir kadın tüpü alıp elindeki ince uzun ve ucu pamuklu çubuğu kullanıp 1-2 saniyede testi yaptı. Çubuk burnumun korktuğum kadar derinlerine gitmese de beni epey gıdıkladı ve öksürük krizim tuttu. Doktor hanımın mevcut şikayetlerim için yazdığı reçeteyi alıp ordan çıktım. Akşam olmak üzereydi. Eczaneler kapanmadan yakın bir yerden ilaçlarımı aldım. Eczacı çocuk benden önceki hastalara da bana da “abi kovid mi oldun?” diye sordu. Doktorun verdiği ilaçlar genelde kovidlilere veriliyormuş, ordan tahmin etmiş. Çok kovidli gelen oldu bugün diye de ekledi.

İlaçları alıp eve gittim ve odamda beklemeye çekildim. Her on beş dakikada bir e-nabız’dan kontrol etsem de işe yaramadı. Akşamüstü 19.00’da olduğum testin sonucu gece 23.00 gibi açıklandı. Ve maalesef POZITIF idi.

İşte biz de böylece iki kere Sinovac olmamıza rağmen Korona’dan korunamayıp yakalanmış olduk.

Bugün karantinamın 2. günü ama aslında hastalığın 5 ya da 6 günü diyebilirim. Ondan sanırım öksürüğüm çok azaldı. Çok şükür. Tabi aşı olmuş olmamızın da etkisi vardır mutlaka.

Bir saat kadar evvel filyasyon ekibi de geldi. Aslında tek bir kişi idi. İlk başlardaki gibi uzay tulumu, kask, N95 maske giymemiş, sadece sıradan bir maske ile yetinmişti. Eşim, kayınvalidem ve kayınpederim de test olsunlar istedik ama daha yeniyiz diye, henüz semptomları olmadığından yapmadı. Siz yine de izolasyonunuzu yapın bir arada olmayın dedi gitti. Bir kutu Favicovir bıraktı. Bu akşam 8, yarın sabah yine 8 ve sonrasında 3 hap olmak üzere bu kutuyu gömeceğiz bakalım. İnşallah Allahü teala şifayı verir.

Çok şükür ki hem başlarda, hem de şimdi halsizlik vs olmadı. Dinlenmek zaruri olmasa gece yine çalışırım da hiç olmazsa geceleri sadece uzanıyorum. Koltukta oturmuyorum. Çünkü elimin kolumun değdiği yerler hep acıyor. Ha bir de, dün gece mikrobu alsın diye soğan kestirip odama koydum. Sonra bu neden diye daha yakına koyayım dedim. Baktım hiç kokmuyor, kurumuş herhalde diye kokladım. Baktım koku moku yok :) Sonra Şahika Hanım’a seslendim. Koklayınca üç metre öteye zıpladı. O zaman anladım ki benim burun gitmiş :) Sonra biraz daha düzeldi ama. Neyse ki tad alma duyusu hala duruyor. Aman o gitmesin.

Online paint buldum, TV’ye ekran paylaşımı yaparak çocukları uzaktan eğlendiriyorum :)

Bugün çocukları oturduğum yerde eğlendirebileyim diye bilgisayarımdan ekran paylaşımı açıp salondaki televizyona (daha doğrusu, ona bağlı olan Apple TV’ye görüntü yaydım. Kendi bilgisayarımdan çizdiğim şeyleri onlar tahmin etmeye çalıştı. Sonra onlar söyledi ben çizdim :) Biraz eğlendik. Bilgisayar yattığım yerin en uzak köşesinde olduğundan interneti duvardan kablo ile alıyor. Apple TV kablosuz bağlı olduğu için ben kablosuz ağa geçtiğimde görüntüler yavaş gidiyordu. O yüzden iPad’i şarj ediyorum şimdi. Onla kapıya yakın bir yerden kablosuz ağa bağlanıp kalemiyle daha rahat çizerim. Çocuklar evde iPad -hem de kalemli- olduğunu hatırlamıyor. Çok küçüklerken biraz kullandırtmıştık. Sonra gözönünden kaybettik, hatırlamıyorlar. O yüzden hazır odada izoleyken iPad’le rahat rahat çizer onları eğlendiririm inşallah.

İnşallah çocuklara, evdekilere bulaştırmadan bu hastalığı atlatırız. Kendinize dikkat edin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.