laravelPHP’yi ilk bırakmaya başladığım sene 2010 idi sanırım. Mesleğimin 10. yılında bırakırım, artık kendimi mobil dünyaya veririm diyordum. Kısmen öyle de olmuştu, iyi kötü iOS için uygulama yazmayı öğrenmiştik. Bir iki uygulama yayınladık. Oh artık PHP yazmayacağım derken ofisteki işimiz icabı Tercih.Tv‘yi sil baştan yazmak bize düştü. O zamanlar Slim PHP Framework ile yeni tanışmıştık, onun gazıyla Tercih.Tv’yi api’li olarak yazdık. Api’si boşa akmasın diye de hemen iOS uygulamasını da yazdık.

Daha sonra da bir kaç kere PHP’yi bıraktığımı söyleyip durdum. Fakat öyle büyük konuşmuşum ki bir keresinde kendimi hiç ama hiç bulaşmak istemediğim bir projenin satırları arasında buldum. Üstelik kendi ofisimde, kendi masamda bile değildim. Baya baya müşterinin ayağına kadar düşmüş, ne yazdırmak istediğini bilmeyen, bileni de dinlemeyen muhataplarımızla dolu dolu 15 gün geçirmiştik. Ama bu kan ve göz yaşı dolu maceradan zıpkın gibi fişşek gibi bir yazılımcımız doğmuştu: Mustafa Alkan. Zira bütün kodu bu genç arkadaşa yıkmıştım. Adamcağız  Yiğit Özgür’ün “Konuşmayı Söken Bebek” karikatüründeki gibi gözümün önünde developer olmuştu.

Gel zaman git zaman bu arkadaş gibi pek çok gençle çalışma fırsatı bulduk. Onlarla birlikte yeni teknolojiler, yeni teknikler, yeni framework’ler de duymaya başladık. Mesleğimiz icabı sürekli yenilikleri takip ediyoruz, nerde ne çıkmış duyuyoruz ama haydi hop bununla yeni bir proje yapalım diyemiyoruz. Oturmuş, mevcut projelerimizi neyle yazmışsak bunları takip ediyoruz. Maceraya atılma durumu anca bu hikayenin sonunda olduğu gibi kişisel projelerimizde olabiliyor.

Bu maceralardan biri olan Laravel’i bizimle çalıştığı yıllarda Emir Karşıyakalı‘dan çok duymuştum. Öyle uçar, böyle kaçar diye ballandıra ballandıra anlatırdı kulakları çınlasın. Heves ederdim etmesine de PHP’yi bırakmaya çalıştığım için “kullanmam ama gelen stajyerlere satarım ben bunu” diyerek dinledim hep söylediklerini.

Yeri gelmişken değineyim; bu yeni neslin PHP kullanmasına oldum olası alışamadım aslında. Eskiden bir PHP vardı, ağzından girer burnundan çıkar kodumuzu yazardık. Hadi frameworkler çıktı, Zend’i duyduk, çok sevdik. Bir yol yordam göstermiş oldu, harala gürele onla yazmaya başladık. Fakat şu “composer”larla “artisan”larla komut satırından bir şeyler yapıp kod üretmiyorlar mı. İşte orda benim beynim tıkandı. Model’i ordan oluştur, yok Controller’i ordan oluştur, yok veritabanını ordan oluştur (oha!). Veritabanında bir değişiklik olunca ordan migrate et (çüüüş!). Bu gençler bunları yaptıkça sinirden kendimi karbonhidratlara vurdum. Bir ara çayın yanında mı bisküvi yiyorum, bisküvinin yanında  mı çay içiyorum anlayamadım. Kendi kendime “Bırak Hasan, genç bunlar. Sen sudoku çöz, iOS uygulama geliştir, bırak artık PHP senin bildiğin o eski PHP değil” telkinlerinde bulundum. İşe yaradı.. Yoksa her laf açıldığında 3. kelimesinden sonra bir şey anlayamadığım bu gençleri bir güzel pataklayacaktım. (Yaşlı olduğum için bana karşılık vermiyorlar, sağolsunlar.)

Aradan zaman geçti, nasıl bir gaza geldiysek artık bir ara Objective-C’den çok elektronik devrelerle uğraşmaya başladık. Robi blogumuzdan belki gözünüze çarpmıştır. Elektronik işleri -ve onunla paralele gelen 3d print malzemeleri- öyle bir haddeye geldi ki masamda kolumu koyacak yer kalmadı. Hani “bir nimetin kıymeti bilinmezse, Allahü Teala onu elimizden alır, almakla da kalmaz, peşinden acı azap gelir” diye anlatır ya büyükler.. İşte benim bunca senedir ekmeğini yediğim PHP nimetinden “yeter artık” deyip sıkılmam, beni elimde havyayla hayatta uğraşmam dediğim işlere sürükledi. Eskiden bilgisayarım nerdeyse orda çalışabilirdim. Yook! Gece 2’lere kadar ofistesin. Eskiden bir tuşa basınca en kötü 1-2 saniyede gelirdi datalar.. Yook, 3d printer bir tekerleği bile 2 saatte basıyor, bekle bakalım..

Hasılı, yandık.. Ama buna da şükür diyelim de yarın kendimizi daha zor şartlarda bulmayalım. Çok şükür, halimden memnunum. İş olsun, varsın güç olsun.

Tekrar gelelim Laravel’e..

Bir iki ay kadar önce içinde Laravel sevgisi olan en genç mesai arkadaşlarımdan Hüseyin Kabil ile kişisel bir projeye giriştik (öyle parayı kıracak bir iş değil patron, maksat eleman yetişsin). Hem Laravel know-how’umuz genişlesin, hem de işimiz görülsün diye mahsus Laravel’i seçtik. Söylemesi ayıp bu yaşıma kadar Objective-C’den başka bir yerde ORM kullanmamış biri olarak Laravel’in bazı yeteneklerini görünce ilk veritabanı bağlantımı yaptığım zamanlardaki kadar sevindim. Sevgili Dr. Hakkı Öcal abimizin kulakları çınlasın.

Hüseyin hızlı bir şekilde bu projeyi %60’lara getirdi. Ben tek satır yazmadım, sadece vagonları saydım. Sonra Hüseyin’in üniversitedeki projeleri, imtihanları derken geçici olarak işi askıya aldık. (İnşallah bu kadar bahsettikten sonra hazır 1. vizeler de bitmişken bu satırı okuyan birileri(!) tekrar “git pull origin master” deyiverir.)Pek çok blog yazımda olduğu gibi yine uzuuun bir girişten sonra çok şükür yazının özü olan paragrafa geldik! Efendim, çok detaya girmeden bahsetmek gerekirse; fi tarihinde “yahu bu ….’ler için bir basit bir otomasyon yok, adamlar hala excel’le işi hallediyorlar. Defter tutan bile var. Ücretli otomasyonlar da pahalı. Bir fırsat çıkarsa basit, herkesin kullanımına açık bir yazılım yazdırıvereyim bizim stajyerlere” diye aklımdan geçirmiştim. Kendi kendime nazar değdirmemek için mahsus adını söylemiyorum. İnşallah belli bir olgunluğa erişince tabi ki avazım çıktığı kadar bağıracağım.

Birkaç hafta önce aradığım fırsat çıktı. Bir kuzenimin bu tarz bir yazılıma ihtiyacı oldu. Geliştirmesinde destek vermesi sözüyle işi üstleneceğimi taahhüt ettim. Bizim hanımın tabiriyle başıma iş açtım. Tabi stajyerlere yazdıracağım için kesin bir teslim tarihi vermedim. Stajyerler dönem içerisinde sırf işi öğrenmek için rehber programı, hasta programı, kütüphane programı gibi çok “temel” öğeler içeren programcıklar yazıyorlardı. Onun yerine bu adamakıllı projeyi yazacaklardı. Onlara da mevzuyu açtım, çok pis gaza geldiler. Geldiler gelmesine ama 10 gün geçti hiç birinden ses çıkmadı!!!! 1. Vizeler gelince hepsi toz oldu maşallah. Ben de 23 nisan tatilini fırsat bilip Hüseyin’in daha önce yazdığı kodun kopyasını alarak Laravel dünyasına giriş yaptım. Bu yazıyı yazmaya başlamadan az evvel veri yapısını ve login kısmını tamamlayıp commit’imi attım, deploy’umu yaptım. Yani kodun son halini kaydettim ve sunucuya gönderdim. Teknik terimleri böyle açıklamazsam Hakkı Abi beni keser :)

Ben Laravel’i sevdim. Patronum dahil pek çok kişi “Laravel yerine Symfony kullansana, arkasında bir firma var, daha çok destek görüyor, herkes Symfony kullanıyor” deyince ben de şöyle diyorum: Amaaan, ben zaten PHP’yi bıraktım :)))

 

 

Tam PHP’yi bırakıyordum ki…
Tagged on:                         

One thought on “Tam PHP’yi bırakıyordum ki…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir