BT Hayat’ı ihmal ettik

kartepe2Bir koltukta üçbeş blog taşıyabilen bir eşim var. Allahü Teala bloglarının reytinglerini artırsın :) Ondan gaza gelip ben de vaktiyle 3-4 tane blog açtım, kollarım ondan daha büyük ama malesef onun kadar taşıyamıyorum.

Ne zamandır şurada bahsettiğim çalışmalarla haşır neşir olduğum için ilk göz ağrım BT Hayat’ı meğer kaç aydır ihmal etmişiz. Aslında bu kadar zamanda bir BT’cinin Hayat’ında çok şey olur ve de oldu ama başka yerde paylaştığım için tekrar olmasın diye buraya yazmadık.

Bu blogu başkalarından ziyade nasip olursa ilerde kendim okumak için tuttuğumdan çekinmeden, bir günlük edasıyla bu geçen zamana dair bir şeyler karalamak istiyorum.

Daha evvel İsmek’in ücretsiz hizmeti olarak Osmanlıca kursuna gittiğimizi söylemiştik. Bu kurs gayet güzel gidiyor, malesef haziranda bitecek. Rika (el yazısı) okumada çok ilerleyemedik ama inşallah bitmeden o konuda da tecrübe kazanırız.  Kursun verdiği hevesle internetten bulduğum Osmanlıca yazılmış eski bir “Çalıkuşu” kitabının pdf’ine bakarak metni dijital ortama geçirmeye uğraşıyordum. Bunun için bir Facebook sayfası açtım, her sabah erkenden kalkıp kahvaltıya kadar bu pdf’den bir kaç sayfayı dijital olarak yeniden yazıyordum ama zamanla biriken işler nedeniyle burada da ilerleyemedim. Fakat bir şeyi tamamladım: Yıllar önce vefat eden sevgili dedem için eski yazı ile yani Osmanlıca olarak nacizane bir şiir yazdım. Bir arkadaşım “bu Osmanlıca değil, sen sadece eski harflerle yazmışsın, Osmanlıca olması için ceket yerine setre, bilmem ne yerine bilmem ne demen lazım” dedi. Uzun uzun tartıştık. Hülasa, ben “Osmanlıca bir yazı dilidir, imla kuralları vardır, sadece yeni harflerin yerine eskilerini yazmakla olan bir iş değildir” dedim. O da “Hayır Osmanlıca başlı başına bir dildir, kullanıldığı zamandaki deyimler, kelimeler olmadan bir metin Osmanlıca yazılmış sayılmaz” dedi.. Neticeye varamadık :) Şiir’e ve Osmanlıca’ya ilgisi olanlar için  buradan ve devamını da buradan bakabilirler.

Ocak ayında ilk kez Kartepe‘ye gittik. Normalde bu konuda Gezentigiller blogumuzda da bir yazı olmalıydı fakat yok. Demek ki Şahika Hanım da arasıra kaytarıyor. Buradan serzenişimizi yapalım. Bir kaç sene önce Ilgaz’a gidişimizden sonra 2. kez bir kış tesisine gitmiş olduk. Bu kez kızaklara binmedik ama uzun bir teleferik yolculuğu yaptık. Belki Uludağ kadar değil ama yine de çok keyifliydi. İnşallah Uludağ’daki büyük teleferik hattını da görmek istiyoruz.

 

 

filinta

Kartepe’den dönüşte Kocaeli’den geçerken hava çok güzeldi. Yayına başladığı günden beri heyecanla takip ettiğimiz Filinta dizisinin burada Seka Park’ta çekildiğini duymuştuk. Belki seti görürüz, gezmemize müsade ederler diye düşündük ve araya araya seti bulduk. Seka Park’ın yıkık dökük binalarının arasında devasa bir alana kurulmuştu. Arabamızı bir yere park edip nerdeyse 1 km setin etrafından yürüyerek girişe vardık. Müsade istedik ama randevusüz geldiğimiz için ve içerde çekim olduğu için bizi almadılar.

Kös kös arabaya dönerken yolda setin görünen bir yerinin yakınlarında otlayan sevimli eşeğin fotoğrafını çeker, ordan göründüğü kadar da seti izleriz diye düşündük. Eşeğin otladığı yer biraz hurdalık gibiydi ama herhangi bir çiti yoktu. A ne güzel eşek, a ne güzel at, a ne güzel dekor derken hop! Bir baktık setin içerisindeyiz. İşte Galata Kulesi, işte kahve, işte Galata’nın arka sokakları :) Hazır kimse etrafta yokken hızlıca bir sürü fotoğraf çektik. İskelelerin arasından çekim ekibini kolladık. Setin Pera kısmını, o kocaman binaları görmek istiyorduk ama bulunduğumuz yerden görünmüyordu. Sadece seslerini duyuyorduk. Orada çekim yapıyorlardı. Hadi yakalanmadan çıkalım diye ısrar ederken Şahika Hanım oradan geçen birine “Pera setine nasıl gidebiliriz” diye sormasın mı. Eyvah fırça yiyeceğiz sanarken adamcağız “bulamazsınız, gelin götüreyim sizi” dedi :) Bizi dehlizlerden, zindanlardan geçirip bir meydana çıkardı. Ve işte pırıl pırıl binalarıyla Pera karşımızdaydı. Lafı fazla uzatmayayım, başroldeki Onur Tuna dahil bir kaç oyuncuyla görüşmek fırsatı bulduk. Sette uzun uzun kaldık. Çok keyifli bir ziyaret oldu. Yakın zamanda Twitter’dan katıldığım bir kampanya sayesinde Filinta ekibi bana bir fes gönderdi. Allahü Teala Kadı Gıyaseddin Bey’e ve Müşir Mustafa’ya zeval vermesin :)

robiVe Robi. Tüm hikayesini Robotix.co blogumda okuyabileceğiniz bu minik robotun 1. fazı geçtiğimiz hafta sona erdi. Şimdi bunun daha minik, 5-10 yaş grubu için daha belirli işler yapan bir versiyonu üzerinde çalışıyoruz. Amacımız bu minik robotla küçüklere “programcılığın” temel eğitimini vermek.

Sözü zaten uzattık, daha da uzatıp başınızı ağrıtmayayım. İnşallah daha sık yazar, bu geçen sürede edindiğim iOS ve elektronik tecrübelerinden de bahsederim. Sağlıcakla kalın.

 

 

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir