15 Temmuz: “Kurudukça sulayın, yeşerdikçe budayın”

turkiye

Lozan sonrasında dönemin İngiltere başbakanı Wilson Churchill’e atfedilen cümle kısaca “Türkleri güç ve ağırlık olarak yüz grama çıkarmamalı, elli grama ise hiç düşürmemeliyiz. Onları biraz kuruyunca sulamak, biraz yeşerince de budamak icap eder.” şeklindedir.

Lozan anlaşması 93 sene önce dün, yani 24 Temmuz 1923’de yapıldı ama İngilizlerin bu yukarıda zikredilen kaidesi Osmanlı’nın son dönemlerinden beri işletiliyor. Geçtiğimiz ay okuduğum ve bir önceki yazıda bahsettiğim Abdülaziz Han‘ın tahttan indirilmesi bu söylediğimize en açık bir örnektir. Dönemin Türk başbakanlarından (Sadrazam) Mithat Paşa açık bir İngiliz adamıdır. Yılmaz Öztuna‘nın yazıda geçen kitabını okuyanlar çok iyi anlayacaklardır. Ayrıca 2. Abdülhamit Han‘ın döneminde yaşanan Ali Suavi kalkışması da yine İngiliz oyunudur.

Türkiye olarak ne zaman ilerleme kaydetsek, tıpkı Churchill’in lafı gibi cihan devletleri tarafından budanıyoruz.

İşte bundan 10 gün önce, 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı boğaz köprülerinin asker kıyafetli hainler tarafından tutulmasıyla başlayıp 1 gün süren ve canımızdan 240 can alan acı olaylar da yine böyle hain devletlerin “kendi insanımızı ve silahlarımızı kullanarak” ülkemiz üzerinde oynadığı kanlı oyunlardan biridir.  Allahü Teala vatanlarını korumak için hiç düşünmeden tankların, silahların, bombaların önüne kendini atan bu fedakar şehitlerimize rahmet eylesin, onlardan razı olsun, mekanları cennet olsun inşallah. Öz vatandaşına silah çeken, bomba atan vatan hainlerini de hem bu dünyada hem de ahirette kahreylesin!

Okuduğum kitapla bu kalkışma arasında o kadar benzerlik var ki. Karşılaştırıldığında Türkiye’ye indirilen her darbede bu benzerlikler ortaya çıkacaktır.

Fakat aralarında bir tane büyük fark var. Abdülaziz Han’ı deviren darbede, Abdülhamit Han’ı deviren darbede, 27 Mayıs 1960 darbesinde, 12 Eylül 1980 darbesinde ve diğerlerinde hainler kazanırken bu son kalkışmada hainler kaybetti. Vatan ve millet kazandı.

Darbeler arasındaki benzerlikler çok önemli. Tarih tekerrürden ibarettir sözünün gözümüzün önünde canlanması gibi adeta. Yakın zamanda Abdülaziz Han darbesi hakkında kapsamlı bir kitap okuduğum için daha çok onunla karşılaştırabiliyorum. En kısa zamanda Abdülhamit Han’a yapılan darbeyi ve cumhuriyet devrinde yapılanları da okumaya çalışacağım.

Darbe Liderleri

30 Mayıs 1876 Abdülaziz Han darbesini düzenleyen o dönemin Genel Kurmay Başkanı (Serasker) Hüseyin Avni Paşa idi. 12 Eylül 1980 darbesinde başrolde Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren vardı. 27 Mayıs 1960 darbesinde emir komut zinciri yoktu, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde de sadece “bir grup” asker bu alçak işe kalkışmıştı.

Askeri Öğrenciler

Abdülaziz Han’a darbe vurulacağı sırada Dolmabahçe Sarayı etrafına o dönem eyaletlerimizden biri olan Suriye’den eğitim amacıyla getirilmiş, Türkçe bilmeyen askeri öğrenciler “Padişahımız tehlikede, buradan kuş uçurtmayın” diye kandırılarak kullanılmıştı.

15 Temmuz’da Kuleli Askeri Lisesi öğrencileri, üniforma giydirilerek Çengelköy’e gönderilmişti.

Dini(!) Liderler

Abdülaziz Han darbesinde padişahı tahtan indirebilmek kılıfına imza atabilecek, yani fetva verebilecek biri lazımdı. Dönemin en haysiyetsiz ilim adamlarından Hasan Hayrullah Efendi isimli şerefsiz darbeyi planlayanların baskısıyla önceden Şeyhülislam makamına getirilmişti.

15 Temmuz’da “inlerimize girecektiniz, şimdi biz sizin ininize gireceğiz” diye naralar atan hainler 19 yıldır ABD’nin Pensilvanya eyaletinden ülkemize fitne sokan, ismi burda dahi anılmayacak kadar alçak, şerefsiz bir din adamı(!) kılıklı pisliğin peşinden gitmiştir.

Öyle bir pislik ki dünyalık elde etmek, mevki elde etmek için vaktiyle Papa’ya mektup yazıp adeta el etek öpmüş birinden söz ediyoruz.

Peki tarih hep kötü yönleriyle mi tekerrür ediyor. Hayır. Çok şükür alınlarından öpülesi kardeşlerimiz, ellerinden öpülesi analarımız, babalarımız vardır.

Çerkes Hasan, 7/8 Hasan Paşa ve Astsubay Ömer Halisdemir

cerkes_hasan

Abdülaziz Han tahtan indirilmekle kalmamış, darbecilerin bitmek bilmez kinleri yüzünden tutuklu bulunduğu evde bilekleri kesilmek suretiyle katledilmiş, yaralı olduğu halde tıbbi müdahaleye izin verilmeden can çekişerek şehit olmuştur. Tutuklanma sırasında padişahın hanımı Türk’ün şimdiye kadar görmediği bir rezaletle tartaklanmış, başörtüsü yırtılmış ve o narin kadıncağız Neşerek Hanım tekneyle boğazdan geçirildiği sırada hastalanıp kocasının cinayetinden bir kaç gün sonra da vefat etmiştir. İşte bu üzüntüleri üst üste yaşayan Neşerek Hanımın kardeşi Çerkes Hasan aralarında elebaşları Hüseyin Avni’nin de bulunduğu bir toplantıyı basarak Avni Paşa dahil 5 kişiyi öldürüp hem baş haini ortadan kaldırmış, hem de darbenin gidişatını değiştirmiştir.

7_8_hasan_pasa

2. Abdülhamit Han tahta çıkalı henüz 2 sene olmuşken 1878’de bir süredir işsiz gezinen, daha evvel gazeteler çıkaran, hatta Galatasaray Sultanisi’nde bir süre müdürlük dahi yapmış olan Ali Suavi isimli bir piyon etrafında topladığı 200 kadar Rumeli göçmeniyle Çırağan Sarayı’nı basmaya kalktı. Olaya yetişen Beşiktaş karakol komutanı 7-8 Hasan Paşa eline geçirdiği bir sopayı bu hainin başına indirdiği gibi dünyasını terketmiştir.

omer_halisdemir

15 Temmuz 2016 darbe girişiminde de Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığında görevli Astsubay Kıdemlı Başçavuş Ömer Halisdemir komutanı Tümgeneral Zekai Aksallı’nın makamını teslim etmemek ve komutanından aldığı “Evladım oranın namusu sensin, teslim etme! Geliyorum.” emrine uyarak karşısına dikilen Özel Kuvvetler Tugay  Komutanı Tuğgenaral Semih Terzi’nin “Yönetime el koyduk! Yeni komutanın benim, yukarı çıkacağız” sözlerinin ardından silahını çekerek hain generali alnından vurmuş, çıkan çatışmada 7 alçağı daha tepeleyip şehit olmuştur.

Şehit Astsubay Ömer Halisdemir’in kabri Niğde’nin Bor ilçesinde Çukurkuyu kasabasındadır.

Hasan Paşa’nın kabri muhafızlık yaptığı Beşiktaş’ta, Barbaros Hayreddin Paşa türbesi yakınında Mimar Kemaleddin tarafından inşa edilmiş bir türbe içerisindeydi. Bu türbe, yine Mimar Kemaleddin yapısı olan Fatih Camii haziresindeki Gazi Osman Paşa türbesi ile aynı tarzdaydı. Hasan Paşa’nın türbesi 1937 yılında, hükümet kararnamesi ile belediye tarafından istimlak edilip yıkılmış, cenazesi buradan Yahya Efendi Dergahı kabristanına nakledilmiştir. (Kaynak)

Çerkes Hasan’ın kabri Edirnekapı kabristanındadır. Etrafı demir parmaklıkla çevrili mezarının büyük taşında; “Ümerâ ve guzât-ı çerâkiseden İsmâil Bey’in oğlu olup, harb okulunu bitirip, kıdemli yüzbaşı rütbesinde iken genç yaşında velînîmeti uğrunda fedâ-yı cân eden Çerkes Hasan Bey’in kabridir” yazılıdır. (Kaynak)

İşte bu vatan evlatları gibi daha nice kardeşimiz, amcamız, anamız, bacımız 15 Temmuz 2016’da tankların önüne atılmış, silahlara, helikopterlerden, uçaklardan atılan bombalara hedef olmuştur. Biz geride kalanlar gözlerimiz yaşlı, her gece onların indirmediği bayrağımızı  her zaman yukarda tutmak için meydanlara dökülüyoruz ama onların fedakarlıkları yanında bizim yaptığımız sadece safımızı belirtmekten ibaret.

Allahü Teala bizlere de şehadet nasip eylesin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir