Bu yazı bir kaç aydır süren Mac maceralarımızın topyekün hikayesidir. Baştan söyleyeyim lafı biraz uzun tutacağım. Sıkılanlar paragrafları atlayarak okumayı denesin :)

Oyun delisi birisi olmamama rağmen geçtiğimiz Kurban Bayramı’nda Gönen’de kayınbiraderimin Acer notebook’unda çatır çatır çalışan bir oyun benim bir kaç yıl önce gafletle aldığım ve arıza yapıp neredeyse santajla üstüne para istenip -isterseniz 30 gün daha bekleyebilirsiniz, demişlerdi- üst modeli ile değişen Datron’da çalışmayınca “Aha!” dedim, “Ben bu laptopdan kurtulacağım”. Tam da o günlerde eşimin çocukluk arkadaşı ve komşusu “bana ikinci el bilgisayar lazım” demez mi? Emektarı formatlayıp, paketleyip oracıkta teslim ettim.

Tatilde acısını hissetmesem de dönüşte evde eşimin AMD işlemcili bilmem kaç çekirdekli gür sesli Pro2000’i ile başbaşa kaldığımız gerçeği beni bekliyordu. O sıralarda ofiste patron 4-5 tane kara kara Dell Vostro’lar getirtmiş “bunlar mac ile uyumlu, yapın bulun edin, bunlara mac kurun” demişti. “Mac kurmak = iPhone uygulama yazmak” şeklinde kafama kazıdığım için bu vazifeyi üstlendim ve çatır çatur kurduk çakmacos’ları. Bu tabiri nacizane biz ürettik, hakintosh’a alternatifimizdir. İşte bu çakmacos’lardan birini emaneten eve götürdüm. Çünkü yeni bir laptop alacak durumumuz yok idi.

Sonra ne oldu bilmiyorum, nasıl gaza geldiysek -bir yerlerden gömü falan da bulmamıştık, Vatan’ın %18 kdv indirimine kanmış olmalıyız sanırım- notebook arayışına girdik. En canavarını alacağım diye tutturdum. Asus N61VN modelini seçtik, beğendik, “paket yapın evde yiyeceğiz” dedik. Deli gibi yağan bir günde notebook’u Avcılar’dan kapıp eve götürdük.

Bundan çok uzak olmayan bir kaç gün ya da hafta sonra Artı Bilgisayar’ın teşhir ürünleri kampanyasını tesadüfen epostalarım arasında gördüm. Canavar gibi mac’ler tuzlu notebook fiyatına ortalarda dolaşıyordu. Normalde onları 3500-4000 TL’den yukarı rakamlarda görmeye alışıktım. Fakat bu rakamlar bana çok güzel göründü. Olacaksa tam olsun dedim 24 inc iMac’i kapmak için telefona sarıldım. Çünkü patır patır stokdan düşüyordu aletler.

Kredi kartlarım feryad figan eylese de zilyon tane taksite boğulup şuan bu yazıyı üzerinde yazdığım iMac’i de almış bulundum :) Eşime söylemedim. Doğum gününe bir iki hafta vardı.  Erken sürpriz yapayım dedim. Amcalar biz kargolarız dediyse de işten çıktığım gibi soluğu Nişantaşı’nda aldım ve çok afedersiniz eşek ölüsü kadar ağır ve büyük olan cihazı nerde olduğunu bilmediğim otobüs durağına kadar yaya götürmek gibi bir gaflette bulundum.  Yarı yolda sapı ağırlığına dayanamayıp kopuvermişti zaten. Binbir türlü zorlukla cihazı Metrobüs’e kadar ulaştırdım.

Sağolsun hanımcık çok sevindi. Geçen sene doğum günümde hayallerimin bile ötesinde olan minik bir kedişi gördüğümde ben daha çok sevinmiştim gerçi. O kedicik şimdi Fatih Taşkın Bey’in kedisi.

Eşim hayallerinin bilgisayarına kavuştu kavuşmasına ama, iMac eve gelince asıl bana bir haller olmaya başladı. Kocaman 24 inc ekranı, yıllardır özlemini çektiğim “hem Unix hem Windows” karışımı (yıllardır bu duygularımı bastırmak için Linux türevlerini kurup kurup siliyordum, hepsi boşunaymış), komut satırında bildiğim tüm unix komutlarını yazabileceğim, canım isterse PhotoShop’u, Flash’ı açabileceğim, virüs derdi olmayan, daha ne sayayım, hasılı aradığım işletim sistemi ve bilgisayar aslında buydu.

Eşim mutfağa şuraya buraya daldıkça iMac bana kalıyordu. Fakat bu yetmiyordu. Benim bu iMac’e bağlanmam lazımdı. FF’de ve internette aradım, ofiste yıllardır Mac kullanan bir kaç arkadaşa sordum, Windows’dan Mac’e bağlanacak bir araç söyleyemediler. TeamViewer ve Logmein gibi şeyler vardı ama ben öyle bir yazılım arıyordum ki, ben mac’e bağlandığımda o an mac’de çalışan kişi bundan rahatsız olmamalı ve benim bağlanacağım hesap illa önceden açılmasına gerek duymamalı. Meğer tam da bu istediğimi veren bir uygulama varmış: iRAPP

15 günlük deneme sürümünde iRAPP’ın çok sağlam ve sıradışı bir yazılım olduğunu bizzat kullanarak gördüm. Sıradışı idi çünkü bağlandığım mac’in masaüstünü mevcut masaüstüme yani Windows’a entegre bir şekilde gösteriyordu. Normalde bir pencere içerisinde açmasını beklenen bir davranıştır. Oysa iRapp iki masaüstünü birbirine entegre ediyordu. Altta Windows’un barı, onun üstünde mac’in barı, en üstte de mac’in menü çubuğu..

Xcode’u windows masaüstümde görmek çok heyecan vericiydi benim için. Fakat bu iRapp uygulaması da benim için yeterli gelmedi. Çünkü bu şekilde uzaktan bağlanınca hız problemi oluşuyordu. Kendi masaüstündeki gibi şak diye çalışmıyordu programlar. Ayrıca iRapp’ın en düşük lisans bedeli 74 $ gibi bir rakamdı. Bu da biraz tuzlu gelmişti.

Gelsin Mac kurma denemeleri..

Ofiste kullandığım çakmacos’lar iatkos 1.5.7 ile hazırlanmıştı. Bunu Asus notebook’uma da kurmaya karar verdim. Tabi bir kaç kere VirtualPC denemesi yaptım ama hepsi boşuna idi. Cd’den boot bile etmiyordu. Tabi o zamanlar çok daha acemiydim ve hiç bir numara bilmiyordum. Şimdi de pek bilmiyorum, bilsem iMac’de değil, kendi notebook’umda hazırlardım bu yazıyı :) Ona da geleceğim..

Yanlış hatırlamıyorsam neredeyse bir hafta kadar işletim sistemsiz kaldı notebook. Günlerce gecelerce kurmaya çalıştım. Bir kere kolsuz bacaksız bir şekilde (uygun ekran çözünürlüğü, ses, ethernet, wireless, usb olmadan) kurabildim. Fakat makineye bir driver denemek için küçücük dosyaları cd-r’lere yazıp öyle kullanabiliyordum. Makine ağı görebilecek donanımları çalıştıramadığı gibi usb bellekleri bile okumaktan bihaberdi.

Böyle olmayacağını kabullenip Windows’a geri döndüm. Hırsımdan bir partisyona da Ubuntu kurdum. Ubuntu ne güzel kuruluyordu. Eskisi gibi ses kartı, ekran kartı vs diye uğraşmaya hiç gerek bile yoktu. Yıllar önce Linux kuracağım, ses duyacağım diye ne taklalar atıyorduk. “Gençlik! Çok şükür onu da atlattık.”

Sonra ne oldu?

Notebook’da mac bana yar olmayınca radikal bir karar aldım ve ofiste yanyana duran biri Windows biri Çakmacos makineden Windows’u hemen nispeten daha eski makine kullanan arkadaşlarımdan birine verdim. Artık ofiste PHP geliştirirken de Mac kullanacaktım. Bu gaza gelmemde patron da biraz vesile oldu. Ona da bir çakmacos kurmuştuk. Önceleri çakmacos’lara hep emanet, ha çöktü ha çökecek gözüyle bakıyordum. Aman sakın restart etmeyin, acilse shutdown yapın, ekran çözünürlüğü ile oynamayın diye arkadaşlara telkinde bulunuyordum. Fakat patronun pc’sinde -hele de 24 inc samsung monitorle- çok havalı duruyordu. Adam orjinal macbook pro’sunu bile getirmiyordu artık. Windows’u da atmıştı. Seriydi parallel’di derken gül gibi geçinip gidiyordu…

Windows’dan kurtulunca ondan kalan monitörü de mac’e bağladım. Hala patronun 24 ” havasını vermiyordu ama gene CTU tarzı ortamımızda çok yaygın bir uygulamaydı çift monitör kullanmak. Stajerlerin bile çift monitörü var.  O derece bolluk maşallah.

Biz bu iMac, çakmacos, iPhone semalarında uçuşurken yavaş yavaş ilk iPhone uygulamalarımız da ortaya çıkmaya başladı. Apple’a ödediğim 100$ haybeye gitmesin diye en kısa yoldan bir iki uygulama yazalım da şu aşamaları bir öğrenelim istiyorduk. Bir ziyaretçimizin isteği üzerine Ebruli Sözlük web sitemizin iPhone uygulamasını yapmaya karar verdik. Tek satır Objektif C bilmiyorduk ama internet ve ofisteki tek tük C bilen arkadaşların yardımıyla basit bir şekilde uygulamayı hazırladık. Bir kaç gün içinde uygulamamız kabul gördü ve ilk çıktığı günlerde 980 küsür kişi tarafından kullanıldı. Toplam istatistiklere hala bakmadım. Her gün 30-40 kişi indiriyor sağolsun.

iPhone sevdasına tutuşmuşken bizim meşhur yazılımımız ve ofisteki asli görevimiz olan Öğrenci İşleri Sistemi’nin (kendisi web tabanlı devasa bir PHP uygulaması olup, kısa adı ois’dir) en azından öğrencilerin kullandığı sayfaları iPhone’a uyumlu olarak ayrıca hazırlayalım, iPhone tutkunu öğrenci kardeşlerimiz bu nimetten faydalansın diyerek kendi kendimizi gaza getirdik (bunu patrona bizi iPhone işlerine sevketmesi için şirin gözükmek amacıyla yapmadık, hayır). Bu güzel vazifeyi Ois grubumuza (yazılımcılar sorumlu oldukları projelere göre gruplara ayrılmıştır) yeni katılan Abdullah Uyulur arkadaşımıza verdik . Kendisi şimdi ayrı bir firmada çalışıyor. Sağolsun PHP’ye yeni yeni ısınmasına rağmen kısa zamanda bütün modülleri hazırladı.

Patron hiç öngöremediğimiz bir şekilde ois’in iPhone uyumlu sayfaları fikrini beğendi. Biz de bu açık porttan dalarak gurubumuza 24″ monitör sözünü almayı başardık. Gerçi grup liderimiz Yahya’nın zaten 22 ” bir Samsung’u vardı -ve benim onda hiç gözüm yoktu, hiç- fakat o 24″e terfi edince onun monitörünü de yeni PHP’cimiz (ois kölesi de deniyor) Abdullah’a verecektik.

Gel zaman git zaman, patron ABD’ye -bu sene ikinci kez- gitmek üzereyken bombayı patlatti (ABD ve Bomba lafını aynı cümlede hem de bununla beraber iki kere kullandım. Başım belaya girmez inşallah). ABD’den dönüşte bize verdiği bir kaç vazife daha vardı. Onların bitmesi durumunda monitörlerimiz hemen gelecekti.

Anacığım, saat kaç olmuş. Ben lafı uzatacağım demiştim ama bu kadarını beklemiyordum. Asıl mevzuyu unutacağım neredeyse.

Efendim, patron geldi, çok geçmeden 24″ ler de geldi. Fakat Abdullah işten ayrıldı. Meğer PHP’ye ısınamamış. Doğasında .NET varmış. Yapacak bir şey yok. Hakkında hayırlısı olsun. Ona gidecek monitöre ois’in iPhone sayfalarının grafik çalışmasını başarıyla tamamlayan Ertan Ceviz kardeşimize gitti.

Şimdi efendim, sonunda hayallerim olan 24″ ve Macos olayına kavuşmuş oldum. Fakat hikaye bu kadar mıydı? Elbette hayır. Asıl hikaye şimdi başlıyor.

Ofiste Macos kullanıp eve dönünce Windows makinenin karşısına geçmek, Xcode’a iki satır bakayım demek için hanımın iMac’i boş bırakmasını beklemek bana giderek büyük bir acı veriyordu. Halbuki Windows’um mac’e benzesin diye kaç tema kurup kaldırmış, Expose’nin bile windows versiyonunu bulup kurmuştum. Merak edenler burada o programdan bahsetmiştim, inceleyebilirler. Ama hiç biri gerçek bir macos’un yerini tutmuyordu.

Niyeti bozdum. En son “yok olmuyor, artık anladım” dememe rağmen bir şans daha verdim.

olMac ya da olmaMac… işte bütün mesele buydu ve halledilmeliydi.

iatkos 1.5.7 cd’sini elime alıp windows partisyonunu koruyayim derdine düşmeksizin notebook’a yüklemeye başladım. Yeter ki mac kurulsun da windows umrumda bile değildi. Sabahlara kadar 4-5 kere kurdum. iMac’dan blogları, forumları dolaşıyor, türlü formüller deniyordum. Bazan kurulumlar tamamlanıyor, bazan son dakikada çakılıp kalıyor ya da restart oluyordu. Ama hiç bir denememde kolsuz bacaksız da olsa açılan bir sistem elde edemedim. Saatler yetmedi, notebook’u ofise götürdüm. Orda da defaatle kurdum kurdum, olmadı. Ofiste arkadaşlar maytap geçmeye başladılar. Eve götürüp akşamları forumlarda dolanıp sabah ezanlarından sonra bir iki saat uyuyup kalanını otobüslerde tamamlayıp gene ofise dönüp tekrar tekrar denedim. Olmuyordu.

Ama olmalıydı, çünkü bir defasında kolsuz bacaksız da olsa kurabilmiştim, ayrıca bir defasında da Windows’un içinde hazır bir macos VMWare imajını netten indirip yavaş da olsa çalıştırmıştım. Bu makine macos’u çalıştırıyordu arkadaş. Gene çalıştırmalıydı. Sadece ben yolunu yordamını bilmiyordum.

Sonra bir aydınlanma yaşadım..

Yok canım, öyle bir şey olmadı. Kafama dank etti sadece. Konfigürasyonumu Iatkos’un forumlarındaki imzama kaydedip ordaki amcalara bu konfigürasyon için bir kurulum reçetesi yazmalarını rica ettim. Sağolsunlar çok ilgilendiler. Bu arada daha iyidir diye iatkos 1.5.7’den vazgeçip Iatkos Snow Leo dvd’sini indirdim. Fakat yine denemelerim hüsranla sonuçlandı.

Forumlarda özellikle bios ayarları üzerinde duruluyordu. Benim bios’umda ise bu bahsedilen ayarlar hiç yoktu. Çok kısıtlıydı. Bios’u güncellemeye çekinsem de yapacaktım ama bunun en iyi yolu Windows kurmakdı. Asus’un ilginç bios güncelleme arabirimi sadece disketle çalışacak şekilde ayarlanmıştı ve pek tabi ki daha 3-4 aylık notebookda disket sürücü yoktu. Çaresiz kalınca mecburiyetten Windows kurmaya -ama hemen kaldırmaya- karar verdim. Hızlı olsun diye XP kurdum. Bios güncelleme programı sadece Windows 7 altında çalışıyormuş. Yıkıldım. Ne hikmetse hiç kullanmadığım orjinal notebook cd’lerine bakarken recovery cd’si gözüme ilişti. Meğer bu Windows7’yi en hızlı kurma metoduymuş :) Onu takıp bir kaç yere tamam dedikten sonra hiç karışmadım. Kendi kendine ilk alındığındaki gibi Windows7’yi kurdu. Ekran kartı filan güncellemeden hemen bios güncelleme programını ve son versiyon bios dosyasını indirip 1-2 saniyelik bir işlemle bios’u güncelledim.

Setup’a girince çok bir şeyin değişmediği kanati ile üzülüyordum ki aradığım ayarların artık bios’umda göründüğünü farkettim. Sevinçlere garkoldum. Forumda Snow Leo için bana yazılan reçeteyi tekrar uygulayarak temiz bir kurulum daha yaptım. Önce biraz nazlandı. Ama ilk denemelerimdeki hataları “still wait for boot device” gibi saçmalıkları vermiyordu artık. Ve o can kurtaran -x -f parametrelerini kullandığımda gözlerimin gördüklerine inanamadım (bu andan biraz önce kulaklarımın duyduklarına inanamadım aslında, ses kartı için seçtiğim paket notebook’a uyumlu gelmemiş olsa gerek, eleman deli gibi yüksek perdeden önlenemeyen sesler çıkarmaya başladı, çareyi ilgili kext -çekirdek eklentisi- dosyalarını silmekte bulduk).

İşte Safe Boot ile de olsa en uygun çözünürlüğü ile macos’um artık notebook’um içinde idi. Dahası, usb portu da çalışıyordu. Taktığım usb bellek ve harddisk’i görüyordu. Artık internet bağlantısını sağlayana kadar yapacağım dosya transferleri için cd yakmama gerek kalmayacaktı. Macos’umun kolu bacağı vardı. Sadece uçmak için kanatları yoktu. Daha doğrusu ethernet ve wifi kanatlarını nasıl kullanacağını ona öğretecek bir driver yazan çıkmamıştı.

Ertesi gün, yani bugün, aslında saat 3.53 olduğuna göre çoktaaaan dün oldu, notebook’u yine ofise götürdüm. Denemelerime orda devam edecektim. Çantadan çıkarırken grup liderimiz beklenen laf sokma eylemini gerçekleştirdi. “Hasan, bir mac kuramadın, vazgeç artık” gibisinden cümleler :) Sessizliğimi korudum ve kıkırdamalarımı cihaz açılana kadar sakladım. Sessizce macos notebook’u elime alıp grup liderinin gözüne gözüne uzattım Grup lideri “Azimle s… mermeri delermiş derlerdi, hakkaten doğruymuş” dedi :)

Sonra iş bitti mi bitmedi tabi :) Filmin devamını da kısa kısa anlatayım. Boynum tutuldu.

Geceden ne hikmetse sadece 150-200k’lik bağlantı ile download edebildiğim iPhone sdk 3.2’yi kurmak istedim, sistemin Snow Leopard olması yeterli sanıyordum, değilmiş. En az 10.6.2 olmalıymış. Ben de 10.6.3 update combo paketi kurmam gerektiğini iatkos forumundan öğrenip kurdum. Sonra sdk’yı kurdum ve sanal da olsa bir iPad’im olmuş oldu :) Sdk 3.2’yi en çok bunun için istiyordum :)

Tüm gün Wireless veya Ethernet için driver ya da kext denen çekirdek eklentisi dosyalardan aradım, denedim, az daha çalışan sistemi bozuyordum. Çok şükür fazla zarar vermeden düzelttim. Fakat internete kavuşmak için driver yazılmasını beklemeyeceğim. Uygun bir usb wireless cihazı alıp onu kuracağım. Hiç yoktan iyidir değil mi.

İşte bu nedenle, cihaz henüz internete kavuşmadığı için bu yazıyı eşimin iMac’inde yazıyorum. Bu satıra kadar okuyan var mı bilmem ama eğer varsa kesin benim gibi onun da boynu ağrımıştır. Verdiğimiz geçici rahatsızlık için özür dileriz.

Bu yazı vesilesi ile Iatkos ekibine tüm kalbimle teşekkür ediyorum.

Bir başka yazıda görüşelim.. Daha kısa olacak, söz.

olMAC ya da olmaMAC… işte bütün mesele buydu
Tagged on:                                 

19 thoughts on “olMAC ya da olmaMAC… işte bütün mesele buydu

  • 09 Haziran 2010 at 6:21 pm
    Permalink

    İlk okumaya başladığımda bu kadar uzun olduğunu fark etmemiştim yazının. Sonra bir ara hala aynı konuda olduğumu sekme değiştirmediğimi fark ettim. Devemında da “O kadar okuduk gerisinide getirelim :)” dedim. Yazı uzun ancak çok güzeldi. MacOs güzel birşeye benziyor anlaşılan :) Bu arada bu siteyede nereden geldiğimi şaşacak kadar kendimi kaybetmişim :s

  • 09 Haziran 2010 at 8:19 pm
    Permalink

    Yorumunuz için çok teşekkürler. Yazının uzunluğu konusunda aslında ben de şikayetçiyim. Malesef hep öyle oluyor, ufacık bir şey anlatmak istediğimde yazı uzayıp gidiyor :)

  • 15 Temmuz 2010 at 4:12 pm
    Permalink

    Roman tadında sürükleyici, aydınlatıcı ve bir o kadar da keyifli bir yazı olmuş.

    Tebrikler ve eline sağlık Hasan ağabey. :)

  • 15 Temmuz 2010 at 4:44 pm
    Permalink

    Teşekkürler :)

  • 18 Temmuz 2010 at 10:57 pm
    Permalink

    hocam bendede N61Vn var ama ses ve klavye sorunum var ne yapabilirim tuttuğunuz makarna olsun yardım edin bana

  • 18 Temmuz 2010 at 11:34 pm
    Permalink

    kelin ilacı olsa başına sürer misali, benim n61VN’de de ses problemi var. Ama klavye hic bir zaman sorun olmadı. Ben Snow Leopard kullaniyorum. Siz ne kurdunuz?

  • 21 Temmuz 2010 at 1:15 am
    Permalink

    bende snow leopard kurdum.mousepadi de görmedi usb mouse sayesinde kullanıyorum .stabil değil ama bizim laptopta onu farkettim iLife’da mesela iMovie’yi açamıyor ekran kartı yüzünden

  • 21 Temmuz 2010 at 1:18 am
    Permalink

    ben ekran kartini (GeForce GT 240M) kurdum zannederim. En başta kuramamıştım, çözünürlük filan kötüydü şimdi normal çözünürlüğünde kullanabiliyorum. Benim tek derdim wifi ve ethernet. Ses kartını önemsemiyorum. Bekliyoruz bakalım. UpHuck’daki amcalar yapar inşallah ne diyelim :)

  • 21 Temmuz 2010 at 1:24 am
    Permalink

    :D usb modem aldınız mı peki o bi işe yarayabilir aslında

  • 21 Temmuz 2010 at 1:26 am
    Permalink

    Evde çok eskiden kullandığım usb wi-fi vardı. Z-link d220 mi öyle bir şey. onun mac için driver ve programını buldum ne hikmetse :) onu kullanıyorum. Stabil değil ama. Ha deyince çalışmıyor. Bazan defalarca söküp takıp baştan başlattığım oluyor.

  • 21 Temmuz 2010 at 1:31 am
    Permalink

    şeytan diyo git bi usb klavye al ( ne zamandır şu logitechin oyun klavyelerini istiyodum) bi de usb modem al tadını çıkar :P:D

  • 21 Temmuz 2010 at 1:47 am
    Permalink

    bende klavye problemi yok ama ben usb klavye kullanıyorum:) laptop klavyesi ile kod yazmak işkence. hele ki macos’da. alt-q yerine ms-q tuşlarına basıp basıp browserı şak diye kapatınca normal klasik bir usb klavye kullanmaya karar verdim. onlarda sorun çıkmıyor. Windows’daki alışkanlığı aynen kullanabiliyorsunuz. Klavye şart! Modem size kalmış :)

  • 21 Temmuz 2010 at 2:09 am
    Permalink

    klavyeye alıştım asıl sorunum bel ağrısı .galiba onu iyi bir klavyeyle ve güzel bir oturuşla çözebilirim yoksa hem gözler hem bel gidecek iki satır kod yazayım derken :D

  • 29 Ekim 2010 at 10:53 pm
    Permalink

    Hasn bey merhaba;
    Ben dün FF den size sormuştum daha sonra burasını bulunca bu yazıyıda okuyunca buradan devamını getireyim dedim.
    Evvela yazınız gerçekten çok uzun olmuş. Ama roman havasında okuduk. Ve hikayenin sopnunu bilince burada yarım kaldığınıda gördüm. Neyse ben size Toshiba satellite macos kurmayı sormuştum. Szide satıp mac almanın daha kolay olduğunu söylemiştiniz. Ama elimdeki laptop’ı kime satacağım müşteri bulmak zor. satsam üzerine bir sürü para koymak lazım. O nun yerine linux, ubuntu veya pardus gibi açık kodlu bir sistem kursam nasıl olur. Madem mac kuramıyorum. Windowstanda kurtulmak istiyorum. Ne dersiniz? Performansı nasıl olur? Tavsiye eder misiniz?

  • 29 Ekim 2010 at 11:04 pm
    Permalink

    Windows’dan kurtulmak için Linux’lar gayet mantıklı, hatta uygun programlarla vazgeçemediğiniz Windows uygulamalarını bile Linux’de çalıştırabilirsiniz (keza MacosX’de de). Ama iPhone uygulaması geliştirmek istiyorsanız o zaman Mac şart. Benim ana problemim bu idi. Madem Windows’dan canınız bezmiş, o zaman önce MacosX’i deneyin derim. Eğer şansınız yaver giderse ne ala. Olmadı sağlam bir Linux (Ubuntu tavsiye edilir) kurarsınız.

    MacosX kurmadan önce sisteminizin konfigürasyonunu imza olarak kaydedip iatkos forumuna (http://uphuck.ggrn.de/forum/viewforum.php?f=7) kaydolun ve orda ilgili topic’e “ben MacosX kurmak istiyorum, kurulumda neleri seçmemi tavsiye edersiniz” diye sorun. Ordaki uzmanlar cevap veriyorlar. Ben Asus Laptop’um için çok faydalandım, ama Toshibe zaten kendimin değildi, ofisten emanet almıştım. Çok zorlamadım..

    Mac kurulumu başarılı olursa performansı gayet iyi olacaktır ama şarj, wireles, ses kartı bunlarda problem yaşama riski yüksek. Denemeden kesin bir şey söylemek de zor. İyi çalışmalar..

  • 29 Kasım 2010 at 2:03 pm
    Permalink

    usb sorunu ile arama yaparken buraya geldim ve okudum yaziyi sonuna kadar. cok da keyif aldim. bu tur yazilarin devamini bekliyorum. :) bu boyle giderse bir roman bile cikabilir :)

  • 21 Şubat 2011 at 9:48 pm
    Permalink

    Kitap yazsanız roman olacak şekilde güzel ve sürükleyici bir maceraya atılmışsınız bence takdir edilmesi gereken birşey ve ünlü atasözlerimiz burada işe yaramış “Azimle s… mermeri delermiş” sözü etkili olmuş bende bir ara sizin gibi araştırma yapayım dedim ama sizin kadar dayanamadım ve yazın çalışıp biriktirdiğim iPhone4 parasıyla babamında yardımıyla tabikide :) gittim macbook pro aldım şimdi gerçekte iPhone 4 um olmasada arada xcode çalıştırıp iPhone ve İpadim le vakit geçiriyorum umarım çalışmalarım meyvesini verirde yaptıgım uygulamalar ile iPhone 4 paramı çıkartabilirim diye düşünüyorum….
    UMARIM….:)
    iyi çalışmalar…

  • 29 Mart 2011 at 11:25 am
    Permalink

    Helal olsun gerçekten keşke sorunlar ve çözümlerini de anlatsaydınız. başdan sona okudum. sırf bu durumlara düşmemek için gidip macbook almış biri olarak sizi tebrik ediyorum.
    Şimdilerde Snow Leopard 10.6.7 var
    ileride de Lion u geliyor :D orada bir olmac konusu daha bekliyorum :)
    xcode ve interfacebuilder ile iyi eğlenceler :D

  • Pingback: Büyüklere Oyuncak: GoPro Hero Session – BT Hayat

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir