BT Hayat

Polisiye film tadında bir roman: Kurt Gölgesi

Genelde kitap alışverişim şöyle olur: Söz konusu kitabın bahsini duyar duymaz ilgimi çektiyse bir saniyede almaya karar verir ve müsaitsem hemen sipariş geçerim. Yok eğer araba kullanıyorsam, yahut o sırada telefonumu uzun süre kurcalayamacak bir yerdeysem not alırım, sonra hemen sipariş! Bu yazıda bahsedeceğim Kurt Gölgesi‘ni de ya sosyal medyada gördüm, yahut bir vlog’da izledim, bir yerde bahsi geçti ama neresi tam emin değilim. Kafamda “osmanlı”, “balkanlar” gibi bazı anahtar kelimeler var, bunlar geçince mutlaka mevzu ilgimi çekiyor. Kurt Gölgesi’ni de bu anahtar kelimelerle yakaladığımı hatırlıyorum. O kadar hızlı sipariş vermişim ki, kitap gelince ne zaman sipariş verdiğimi bile hatırlamıyordum. Okuyunca anlarım deyip okumaya başladım.

Kitabı sanırım 3-4 günde bitirdim. Hatta durun Kitapi’deki loglarımdan bakayım. Evet, dört günde okumuşum. Hayret, bana daha kısa gibi gelmişti. Çünkü çok sürükleyici bir kitaptı.

Bir kere Kurt Gölgesi gerçek yaşanmış olaylardan esinlenerek oluşturulmuş bir roman. Bunu daha sonra bizzat yazarından da -sosyal medyadan bir mesajıma cevap verdiğinde- işittim, yani okudum. Böyle mütevazi bir insan Hamdi Akyol.

“Yaşanmış olaylar” film tercih ederken de önemli bir unsur benim için. Çünkü yaşanmış bir hikayeyi anlatıyorsa, film izlerken kafamda istemeden beliren kameranın arkasındaki yönetmen, ışıklar, tepeden sarkan mikrofonlar vs olmuyor. Filme daha rahat konsantre oluyorum. Kitap okurken de öyle. Yaşanmış bir hikayeye dayandığını biliyorsam kitabın içine gömülebiliyorum. Belki de bu yüzden fantastik kitapları okurken başkaları kadar keyif alamıyorum. Yıllar yıllar evvel (21 sene mi, yoğartık!) ev arkadaşım Yüzüklerin Efendisi kitabından bahsederken o kadar içine girmişti ki, Aragorn’un Yolgezer kılığında süklüm püklüm dolaştığı bir yerde kim olduğunu açıklamak durumunda kalıp “Ben Aratorn’un oğlu Aragorn’um” dediği sahneyi bana anlatırken kollarını yukarı kaldırıp sesini kalınlaştırdığı anı unutamıyorum. Daha sonra filmde bile öyle yükselmemişti Viggo Mortersen.

Başka?

Kurt Gölgesi bir diğer sevdiğim film türü olan “Jason Bourne” tarzına da çok benziyor. Neden “James Bond” demedim, yahut aksiyon demedim. Şöyle ki, aksiyon / ajan filmlerinde Jason Bourne benim için bir milat olmuştur. Ondan evvel izlediğim filmlerde -hele Bond’larda- görünmeyen arabalar, oradan buradan fışkıran alengirli aletler olduğu için küçükken izleyip hiç hazzetmediğim Richie Rich çizgi filmindeki tad geliyordu damağıma (veya daha iğrenci Genç James Bond ismindeki çizgi film). O kadar alet edevat varsa ben de dünyayı kurtarırdım.

Ama Jason Bourne öyle değildi. O filmdeki kavga / kovalamaca sahneleri (hele bir apartmandan diğerine atlarken kameranın da peşinden atladığı o sahne) bana o kadar gerçekçi gelmişti ki. Kameramanın kendisini camda görsem bile gam yemezdim. Kalın bir dergiyle, plastik bir tükenmez kalemle adamları perte çıkarmak. İşte Kurt Gölgesi’ni okurken kameraman da yönetmen de ben olduğum için beynimde Paul Greengrass’çılık yaptım ve yerli yapım, çok başarılı bir ajanlık filmi izlemiş gibi keyif aldım.

Kitabı okurken sürekli içimden “ne güzel filmi yapılır bunun” deyip duruyordum. Cingöz Recai bile film olduysa Kurt Gölgesi -hele de üçlemesi- enfes bir sinema ziyafeti olur. Evet, Kurt Gölgesi aslında bir üçleme. Kitabı bitirir bitirmez Google’da diğer kitapları aradım ama maalesef bulamadım. Çünkü henüz yazılmadılar. Hatta Hamdi Bey’le sosyal medya üzerinden yazışmamız da bu minvalde oldu. Onun bana verdiği güzel havadisi ben de size ileteyim. Serinin ikinci kitabı hemen hemen hazırmış. Kitabı okuyunca bu bir önceki cümleyi de gelip tekrar okuyun, daha çok sevineceksiniz.

Kitap çok uzak olmasa da geçmişte geçtiği için günümüz teknolojisinin artık kimseyi şaşırtmayan bilgisayar, cep telefonu, gps, uydu, radar gibi aletlerinden ırak bir ortamda seyrediyor. Çok abartmayayım ama bir roman okuyacaksam zaten geçmişte geçsin isterim. Düşünsenize, Çalıkuşu bu devirde yaşanabilir miydi? Başlangıçta Feride kıskançlığından Kâmuran’ın Instagram hesabındaki kızlara laf sokar, onu küçük düşürmeye çalışırdı. Düğünde Kamuran’ın eski sevgilisi bir YouTube videosu çeker “Hani beni ailene söylecektin, evlenecektik” diye ortalığı birbirine katardı. Gururlu öğretmen Feride, değil Zeyniler, Van Başkale’de bile öğretmenlik yapsa Internet’i çeker, sınıfındaki dokunmatik tahtayı açtığında Facebook’tan Kâmuran’ı takip ettiği belli olurdu. Belki öyle olurdu ama böyle roman, böyle Çalıkuşu olmazdı tabi. O yüzden tarihi romanları daha çok seviyorum. Kurt Gölgesi de işte böyle bir roman.

Yazarı Hamdi Bey’in kalemine sağlık. Serinin 2. ve inşallah 3. kitaplarını da dört gözle bekliyorum. Eğer siz de okuyup beğenirseniz bir kaç kelimeyle aşağıda yorumlarda belirtirseniz sevinirim.

2 thoughts on “Polisiye film tadında bir roman: Kurt Gölgesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir