Espresso makinesiyle ikinci mocha denememizi yaptık. Bu sefer Youtube’da daha güzel ve kolay bir tarif bulduk. Çikolata sosumuz hala olmadığından bu videodaki gibi bir yöntem izledik ama biz kakao değil sıcak çikolata tozu kullandık. Kahvelerden birinin görüntüsü harika oldu. Tesadüfen Apple’ın logosuna benzedi :) Fakat bir hesap hatası yaptık. Büyük fincan kullandığımız için iki ayrı seferde kahve yapmamız gerekiyordu sanırım. Bu yaptıklarımızdan pek kahve tadı alamadık. Hafif kaldı yani. Bir sonraki deneyde her fincan için aynı işlemi baştan yapacağız ve ne yapıp edip çikolata şurubu bulacağız inşallah :)
“Oraya millet twit atmaya gidiyor, oturup evde içelim kahvemizi” gibi serzenişlerle kapısına uğramadığım Starbucks’a bir sene kadar önce küçük bir toplantı için davet edilince gitmek zorunda kalmıştım. O gün orada içtiğim “White Chocolate Mocha”nın tadı damağımda kalmış olacak ki gide gele “artık bunu evde yapmalıyım”a kadar seviyeyi zorladım :)
Eşimden gizli olarak hepsiburada.com’dan sipariş verdiğim DeLonghi 330S modeli espresso makinemiz bugün geldi. Eşim şaşırdı mı sevindi mi göremedim, zira önceki geceden uykusuzdum ve salonda uyuya kalmıştım. O kadar gizlilik boşa gitti yani :) Cihazın dilinden anlamamız başta biraz zor oldu ama şimdilik iki cappucino yapmayı başardık. Eşim ve kayınbiraderim denediler, ben pek güvenemedim kendime. Şaka şaka :) Akşamüstü kahveyi Starbucks’dan aldığımda bir tane mocha ikram etmişlerdi. Kahve güzel ama çay gibi değil mübarek, üstüste iki tane -benim için 4 belki 5- içemiyorsun.
Evde mocha yapma konuda beni heveslendiren “şekerden ev” blogundaki şu sayfayı da es geçmemeliyim. Onlar çikolata şurubu da bulmuş, ben henüz bulamadım. Diğer şurublardan çok rastladım ama çikolata şurubu denk gelmedi. Biz de bir kaç tarif denemeye çalışacağız. Yaz gelsin balkon keyfi yapacağız inşallah :)
Çalıştığım firmada eğitime A-Z’ye el attığımızı rahat rahat söyleyebilirim :) Okul öncesi veya anaokulu seviyesindeki yavrularımız için iPad oyunu Alfabem AppStore raflarında yerini aldı. Daha detaylı yazıyı ekibimizin blogu‘nda bulabilir, uygulamayı iTunes‘dan indirebilirsiniz.
2001′de Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Elektronik Mühendisi olarak mezun olduktan sonra belki de ilk kez bugün elime elektronik komponentleri aldım. 1993′den beri yazılıma merak saldığım için elektronik mühendisliği benim için puan sisteminden dolayı “bilgisayara en yakın meslek” telkini ile yazdığım bir tercihten ibaretti. Hal böyle olunca, istemeyerek okunan bir bölüm, 1950 yılında kurulduğundan beri ne hocaları ne ekipmanları hiç değişmemiş (10 sene önce böyleydi, şimdi iyidir inşallah) bir üniversite ile kendi namıma elektronikte bir adım öteye gidemedim. Biraz da yetenek işi olabilir, zira liseyi dışardan üstelik elektronik bölümünde okuyan ablamın yaptığı klasik güç kaynağı çalışmış, benim okulda arkadaşımız Tayyar Güzel’in kurduğu okulun kendi labratuvarından 20 kat daha kullanışlı kulüp labratuvarımızda onca mühendis adayının yardımıyla yaptığım güç kaynağı çalışmamıştı.
Hasılı okul bitince ben de köklerime dönüp yazılımda yoluma devam etmiştim. Hala ekmeğimizi yazılımdan kazanıyoruz çok şükür. PHP ile 12. yılımız, Şahika hanım çatlasın :)
İnternet ortamında, bilhassa çok sevdiğim FriendFeed sitesinde 1-2 aydır Arduino yazıları görüyordum. Kabaca bir fikir edinmiştim. Derinlemesine inmek istiyordum ama “kesin çok hoşuma gidecek, bu kadar işimin gücümün arasında bir de onla uğraşmayayım” diye yazıları okumadan öyle resimlerine bakarak geçiştiriyordum. Taki dün akşam Türkiye Arduino sevenlerinin Gayrettepe Astoria’daki Cafe Nero’da ikinci etkinliklerini yapacaklarını öğrenene kadar.
Kaç gündür harıl harıl çalıştığım ve yetiştirmek zorunda kaldığım projeye bir kaç saat ara vererek (dinlenmek de lazım) hızlı bir araştırma yaptım. Bloglara girdim çıktım. Arduino hakkında birazcık bilgi edindim. Anladım ki mevzu tam da korktuğum gibi insanı kendine bağlayan cinsten ama bu fırsat bir daha ne zaman ele geçer diye düşündüm. Nihayetinde eşimle beraber etkinliğe gitmeye karar verdik. Öğleden sonra 14:00′de başlayacağı için acele etme sıkıntısı da yoktu. İlk kez bir etkinliğe zamanında rahat rahat gittik.
Laf lafı açıp gidiyor; asıl mevzuya değinmeden yazı bitecek. En kaba tabiri ile ifade edersek; Arduino fiziksel dünya ile iletişim ve etkileşim kurabilen minik bir bilgisayardır. Açık kaynak kodlu basit bir mikroişlemci devresi ve bu devreyi programlamanıza yarayan bir yazılım paketinden oluşmaktadır. Açık kaynak kodlu olduğundan internette Arduino için hazırlanmış yüzlerce örnek ve yazı bulunmaktadır. Programlaması çok kolay olduğundan karmaşık elektronik bilgisi gerektirmeden üzerinde prototip çalışmalar çok rahat yapılabilmektedir.
Toplantıya Türkiye’deki arduino ekipmanı satan sitelerden robotistan.com temsilcileri Ahmet Sait Borlak ve Yasir Çiçek Bey de katılmışlardı. Hatta dün geceden onlara FriendFeed üzerinden sipariş bile geçmiştim :) Hazır ayağımıza kadar gelmişken asgari ne gerekiyorsa alayım dedim.
Bir kaç kişi bir araya geldik, bir süre sonra da aslen işletme mezunu olduğunu öğrendiğim Ömer Koman Bey ve yakında Arduino kitabı çıkmak üzere olan Coşkun Taşdemir Bey de katıldılar. Sonra kahvelerimizi ısmarlayıp derin mevzulara daldık. Henüz çok anlamadığım için kısa kısa bahsedip yazıyı bitireyim. Çok uzun yazdığıma dair şikayetler alıyorum :) Kusura bakmayın lütfen.
Söyleşiye başlarken Ömer Koman Bey kısaca Arduino’yu tanıttı. Sonra Arduino dilinde “Hello World” demek olan kart üzerindeki led’i yakıp sönecek bir kod çalıştırıldı. Kartlar birlikte malesef sadece onu deneyebiliyorsunuz. Onun dışında herhangi bir şey geliştirmek için komponent almak zorundasınız. Daha sonra Coşkun Bey hazırladığı sunumu bizlere aktardı.
Bugün gördüğümüz demo çalışmalar:
Useless Machine, yani kullanışsız makine :) Üzerinde bir tane anahtar var, siz cihaz çalışsın diye anahtarı çevirdiğinizde cihazın kapağı açılıp içinden bir kol çıkıyor ve cihazı kapatıp kutuya geri kaçıyor. Siz açıyorsunuz o kapıyor :)) Gayet kullanışsız ama eğlenceli bir demo.
Cevdet Bey’in hazırladığı (sonrasında hazır lehimlenmiş lcd panelini ele geçirdiğim) ışığın şiddetini lcd panelinde gösteren devre. Üzerinde ışığa karşı duyarlı bir komponent var. Laser ışık kaynağını o komponente tuttuğunuzda led ekranda 900′lü 1000′li bir değer gösterirken araya elinizi koyduğunuzda sadece ortam ışığı ile başbaşa kaldığı için değer hızla aşağılara düşüyordu. Bir potansiyometre (değeri değişebilen direnç) ile lcd panelin arka aydınlatması da değiştirilebiliyordu.
Sonra Ömer Bey’in 7×5 matris şeklindeki ekranda koşan adam ve scroll hareketlerini yapan devreleri izledik. Koşan adam demosunda 7×5 led’i bulunan gösterge üzerinde koşan bir adam figürü beliriyordu. Program üzerinden adamın hızını değiştirip tekrar cihaza yükledik. Bunu program üzerinden doğrudan değiştirmek yerine bir potansiyometre ile anlık olarak da değiştirebilirmişiz :) Sonra yine aynı devre üzerine başka bir program yükledik ve aynı ekranda bu sefer UNO yazısının sola doğru kayarak ilerlediğini gördük.
Bir diğer demoda cihaz bilgisayara veri gönderiyordu. Şöyle ki; potansiyometre ile cihazdaki bir değeri değiştiriyorsunuz, o da seri port üzerinden bilgisayara aktarıyor. Bilgisayara gelen veriye göre bir grafik çıktısı oluşuyor. Böylece elinizle potansiyometreyi kullanarak bi sinüs eğrisi oluşturabiliyorsunuz.
Bu arada unutmadan söyleyeyim; Arduino’nun bir kaç çeşit modeli var. Benim aldığım UNO modeli başlangıç için en ideal olan model diye geçiyor. Fiyatı robotistan.com’da 50 TL + KDV. Bunun dışında işlemcisi ve ram’i biraz daha iyi olan Mega modeli, Anroid cihazlara özel ADK modeli, kıyafetlere uyarlanabilen LilyPad modeli ve adını şimdi hatırlayamadığım minik bir modeli daha var. Başka modeller de var sanıyorum.
Bunların ikisi de Arduino, ikisi de aynı işi yapabiliyor.
Bugünkü etkinliğe özel olarak Ömer Bey tüm katılımcılara arduinoturkiye.com tarafından hazırlanmış “proto shield” hediye ettiler. Ayrıca robotistan.com da starter kit’i 100 TL’ye almamıza imkan sağladı. Bir tane de arkadan aydınlatmalı lcd panel aldım ama lehimlenmesi için gerekli havya vs bende olmadığı için Cevdet Bey’in demo için hazırladığı paneldeki hazır lehimlenmiş olanı ile yeni aldığımı değiştirdik. Bunun için de Cevdet Bey’e tekrar teşekkür ederim.
Katılan, bizlerle bu bilgileri paylaşan tüm arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Arduino’nun ve bu güzel etkinliklerin elektroniği insanlara bilhassa öğrencilere sevdireceğine %100 inanıyorum. Böyle bir etkinliği bir kafede yapmış olmak da ayrı bir güzellik oldu bizim için. Palo Alto’daki kafelerden neyimiz eksik :) Birileri Teknopark’lara güzel kafeler yaparsa biz de genç kafa göz girişimcilere olarak oraları doldurup fikirlerimizi hayata geçirmek istiyoruz.
Başlangıç kitimdeki ekipmanlar; Arduino UNO, usb kablo, breadboard, bağlantı kabloları, dirençler, renk renk ledler ve üçrengi gösterebilen bir led, ısı sensörü, ışık sensörü, kızılötesi ile renkleri algılayabilen bir sensör, potansiyometre. Bunların dışında etkinlikte hediye edilen protoshield ve sonradan aldığım lcd gösterge.
Tasarımcı bir arkadaşımdan aldığım mektubu burda paylaşmak istiyorum.
“Bence sitenin her yeri hareketli olmalı. İsveç çakısı gibi. Bir yerde bayramımızı kutlarken diğer yerde yemek tarifi vermeli. O gün doğan çocuklara isimleri önermeli, ezan vakitlerinde ezan okumalı, ziyaretçinin vergi ödemesi varsa onu hatırlatmalı. hava durumunu koymamız çok mühim. Mesela çok güzel olmaz mıydı sabah çıkarken sitesine baksa? ona göre şemsiyesini alsa gelse işe? Döviz bilgileri de çok önemli ama altın bilgisini de unutmayalım artık herkes altın alıyor çünkü. Hele hele trafik yol durumunu da koyarsak muhteşem olur. Bir de takımlardan haberler falan. Ha unutmadan logo 3-5 saniyede bir hareketlensin. Hemen olayı anlatıyorum size. Şimdi logodaki yaylar var ya onlar önce böyle hafif hafif yaylansın. sonra dünya gelsin. dünya dönerken Türkiye’ye zoom olsun. İstanbul’a yaklaşınca x logosu boğazdan çıkıp hafif hafif büyüsün. oradan yaylanan y logosu yandan yandan gelsin. bunlar ortada buluşsun. sevenler ayrılmasın. sevenleri ayırmayalım. herşey oynar başlıklı olsun. beş bıçaklı olsun. güzel olsun göz doldursun. az yesin az harcasın 100 km de 1.5 litre yaksın. göz süzzün, gerdan kırsın.
ben bu mesleği bırakıyorum. sorarsalar üsküdar semt pazarında limon satıyorum. bir proje için gelirseniz şayet size öfkeli ve üzgün gözlerlele “BU ELLERLE Mİ TASARIM YAPACAĞIM HA BU ELLERLE Mİ?” isyanında bulunabilirim.”
Birden fazla mönitör ile çalışıyorsanız ekranı kilitlemek için Hot Corner özelliği bazan sizi yorabiliyor (üç mönitör kullanıyorsanız ve alışkanlık icabı en sağ üst köşeyi ayarlamışsanız oraya varmak mesele oluyor), aslında bunu kolaylaştırmak için mönitörlerin görüntü hizalarını hot corner yaptığınız köşelerden tam denk getirmemek çok işe yarıyor. Böylece her mönitörde hot corner ayarlarınız çalışıyor.
Fakat bu yazıda menübar’ı kullanarak nasıl ekranı kilitleyebiliriz ona değinmek istiyorum. Keychain Access programını çalıştırıp menübar’dan Preferences’e ulaşın. İlk sekmede en üstte “Show keychain status in menu bar” kutusunu işaretlediğinizde menünüzde bir kilit simgesi belirecektir. Bu simgeye tıkladığınızda açılan menüden ekranı kilitleyebileceğiniz gibi “Keychain Access”in diğer seçeneklerine de ulaşabiliyorsunuz (diğer seçeneklerin tam olarak ne olduğunu bilmiyorum).
Bir sene önce Dell Vostro pc’lere iatkos kurmakla kendimizi avuturken çok şükür ofisimiz Mac Mini, MacBook Air, MacBook Pro ve iMac’lerle doldu. Evdeki Mac’lerin durumu da değişti ama sayı değişmedi. Geçen sene aldığım Air’i bir kaç ay önce daha iyi bir modeline yükseltmiştim ama ilki de hala duruyordu. Kayınbirader Mac Book Pro alıp pc eziyetine son verdiği sıralarda bizim küçük Air’e talip çıktı. Onu da başgöz ettik. Bir Mac gitti bir Mac geldi :)
Şimdi ofiste 27″ iMac kullanmanın verdiği lezzeti evde de arıyorum. Evdeki Air’den çok memnunum da, Air’e bağladığım bu Acer monitör beni mahvediyor. Şahika Hanım’ın 24″ iMac’ini mi ele geçirsem diye düşünüyorum. Ama Air de sürekli dışarda lazım oluyor. Bu sefer bütün bilgisayarlara ben el koymuş olacağım. Halbuki bu air’i de ona doğum günü hediyesi diye (!) almıştım :))))
Eskiden öyle miydi..
Üniversiteye girdiğim yıllarda iki arkadaş ancak ortaklaşa bilgisayar alabilmiştik hem de ikinci el. Üniversitede laptopu olanlar karton kutuları ile okula getirip götürüyorlardı. O derece lüks ve rüküş bir durumdu yani :) Üniversiteden sonra Gebze’deki enstitüde bir derse katılmıştım, ders çıkışında hoca laptopunu çantaya koymadan önce talep eden çocuklara konuyla alakalı dökümanları cd’ye yazıp verince “Budur! Laptop almam lazım” demiştim ve bilmem kaçıncı toplama pc’mi ablama satıp Compaq marka ilk laptopumu almıştım. O zamanlar Ankara’da yedek subaylık yapıyordum. Laz aklımla o laptopu nöbette film falan izlerim diye karargaha götürmüştüm. Ertesi gün çıkarken kapıdaki uzman çavuşlar bilgisayarıma el koymuşlardı. Kendi komutanıma koşup durumu izah ettim ama daha sonra astsubayımdan öğrenmiştim ki beni ihbar eden de kendi komutanımmış meğer :) Neyse ki 9 gün sonra bilgisayarıma geri kavuşmuştum. Ama o 9 gün neler çektim bir Allahü Teala bilir.
Compaq iyice haşat olduktan sonra dünyanın en büyük saçmalığını yapıp yerli marka bir laptop almıştım: DATRON!
Hala bu marka yaşıyor mu hiç bir fikrim yok, googling bile yapmak istemiyorum. Datron garanti kapsamındayken cozurdadığında aynı modelden artık üretilmediği için daha üst modelini ZORLA fark ödeyerek almak mecburiyetinde bırakılmıştım. Bir Gönen ziyaretinde yukarıda bahsi geçen kayınbiraderimin bilgisayarı Call Of Duty’i çatur çutur oynatırken bendeki Datron’un hiç oralı olmadığını görünce anında üç kuruşa oracıktaki komşuya bilgisayarı satıp o zamanın en iyi konfigürasyonlarından ASUS N61VN alma gafletinde bulundum. O gece nasıl bir yağmur yağıyordu, görmeliydiniz.
Asus’a lafım yok, hem şık hem sağlam bir bilgisayardı. Ama ennihayetinde şimdi benim için sadece bir PC! Asus’u aldıktan bir kaç ay sonra belki de o sıralarda ofiste bu yazının en başlarında bahsettiğim Dell Vostro’lar ortaya çıktı. “Bunlara Mac Os kurulabiliyor, XCode deneriz” gazı ile saldırdık. Çok da güzel kurulumlar yaptık ve sorunsuz kullandık. Bir iki hafta öncesine kadar hala o bilgisayarlar aynı işletim sistemiyle duruyorlardı.
İşte bu kısımları net hatırlamıyorum, evlilik yıldönümümüze 2 hafta kala Şahika Hanım’la bir delilik yapıp Darty’e gittik ve ne kadar kredi kartımız varsa ortaya koyup bir iPhone 3G bir tane de -aaaah kafam ah- Samsung i900 Omnia aldık. 250 TL daha ödeyip ben de iPhone alsaydım ömrümden 2 sene, cebimden de 2-3 bin TL gitmezdi.
İşte çok şükür o iPhone ile başlayan Apple serüveni 2-3 sene içerisinde çok hızlı bir aksiyona sahne oldu. Hanıma iMac aldık, sonra Mac Mini geldi, ofisten iPad ele geçirdik, Mini gitti Air geldi, o gitti yenisi geldi, kayınço Mac Book Pro aldı, ofise iMac geldi, iPad 2′ler geldi vs vs..
Tabi bu gidip gelmeler kredi kartlarında vahim rakamları beraberinde getirdi. Ama Mac kullanmak nasıl bir keyif veriyorsa arkadaş, o ekstreleri hiiiiç takmadık :) Biz takmayınca banka bize taktı, o da ayrı bir yazının konusu :) Ama çok şükür şimdi kartlar da yoook, ekstreler de yook, dert de yok.
Eğer okuduysanız uzun bir yazı oldu kusura bakmayın. İnsanlık hali, yaş ilerliyor, unutkanlık aldı başını gidiyor. Buraya karalayayım da nasip olursa ilerde okur eski günleri yad ederim diye lafı uzattık.
MySQL view’ları siz view’i oluşturduğunuz tabloda yapısal değişiklikler yaptığınızda bozulurlar. Kullandığınız veritabanı istemcisine bağlı olarak MySQL’deki bozuk viewlarınızı oluşturan sorguyu göremeyebilirsiniz. PhpMyAdmin gösterir mesela. Göremediğiniz view’ın içeriğini not almamışsanız düzeltmek için epey terlemeniz gerekir.
Eğer istemciniz bozuk view’ları göstermiyorsa şu query’i kullanarak view detayını bozuk da olsa alabilirsiniz.
select view_definition from information_schema.views where table_name = “buraya_view_adi_gelecek”;
İyi kötü 11 yıldır PHP-MySQL-PostgreSQL ile uğraşıyorum. Binlerce kez tablo şeklinde listeler hazırlamışımdır; sipariş listesi, müşteri listesi gibi. Genel olarak benzese de aslında sipariş listesi ile müşteri listesi ayrı yapıdadır. Müşteri listesi tek tablodan ibaret olabilir. Müşterinin adı, soyadı, adresi, telefonu vs. Bunları alt alta listelemekte hiçbir beis yok. Ama sipariş listesi öyle değildir. Siparişin genel bilgilerinin (sipariş tarihi, siparişi veren müşterinin id’si, siparişin durumu vs) yanısıra bir de o siparişte geçen ürünlerin id, adet ve belki o anki satış fiyatlarının tutulduğu ayrı bir tablo vardır. İç içe query’ler olmasın, kullanıcının da kafası karışmasın diye sipariş listesini oluştururken sadece sipariş genel tablosundaki bilgileri ekrana basar, en çoğu bu siparişte şu kadar ürün vardır diye bir count() bilgisi koyarız.
Halbuki hemen her müşteri de şunu ister; yahu burda siparişler güzel görünüyor da, hangi ürünleri almış görmek için illa sipariş detaylarına tıklamam gerekiyor. Biz de ahkam keseriz “ee aksi halde burda her sipariş için n tane satır görmen gerekecek, daha karışık bir ekran olacak bıdı bıdı bıdı”..
Halbuki siparişlerin çoğunda ya bir ürün var ya iki. Ekranda basmak bile problem oluşturmayacak ama o iç içe querylerle sistemi yormamak ya da topluca çok satır getirecek şekilde çekip php ile tabloyu düzeltmek zahmetine girmeyecek bir şey olsa.. sum() gibi.. sum() madem bir sütundaki rakamları toplayabiliyor, yok mu concat()’ın sum() gibi olanı..
Olmaz mı.. Olur elbet. Sen bu soruyu 11 sene önce sorsaydın ya akıllım.
Efendim, çektiğim sancıları yukarıda anlatıp size de aynı sancıları çektirebildiysem ne ala :) Öyle peşin peşin aha burdan böyle yapılıyor diyecek değildim :)
Belki benim gibi tanımayanlar vardır diye çok geç tanıştığım group_concat() ile sizleri tanıştırayım. Kendisi mySQL komutudur ama eminim diğer SQL dillerinde de muadilleri vardır.
Gayet kolay kullanılıyor. Klasik group by ifadenizi yazıyorsunuz, select kısmına group_concat(yanyana_gelecek_sutun_adi) şeklinde ifadeyi ekliyorsunuz. Örnek:
select s.id, s.musteri_id,s.tarih,s.durum_kodu, group_concat(u.urun_adi)
from tbl_siparis s
left join tbl_siparis_urun u on u.id=s.urun_id
Daha detaylı yazmak isterseniz:
select s.id, s.musteri_id,s.tarih,s.durum_kodu, group_concat(u.urun_adi order by u.urun_adi separator ‘, ‘)
from tbl_siparis s
left join tbl_siparis_urun u on u.id=s.urun_id
Apple bu sefer çok bekletmedi galiba. Tam bir hafta önce gönderdiğimiz uygulama bugün incelemeye alındı ve ardından kabul görüp ApStore’da yayınlanmaya başladı. Keşke daha önce iki kere gönderdiğim Tgrt-Haber uygulaması da geçebilseydi ama yayındaki bir problemden dolayı sürekli reject ediliyor. Çaresine bakacağız inşallah.
Tgrt-FM’in yeni uygulamasında radyonun değişen yayın url’si güncellendi. Zira eskisi bu nedenle çalışmıyordu. Sonra iPad’de de çalışabilecek şekilde geliştirildi. Zaman problemi nedeniyle arayüz olarak iPad’de farklı bir yapıya gidemedim malesef. Belki bir sonraki sürümünde olabilir.
Radyo’nun Twitter ve Facebook hesaplarına anında ulaşılabilmesi için kısayollar koyduk ve uygulama içerisinde web penceresi kullandık. iPad’de sorun olmaz ama iPhone’un nispeten dar ekranında problem oluşturabilir. Tepkilerden anlayacağız.
Ayrıca uygulamanın yapımcısı sevgili Huzur Pınarı sitesine de uygulama içerisinde link verdik.