... Temmuz, 2010

BT’cinin Dondurmayla İmtihanı

Salı, Temmuz 27th, 2010

Geçen cumartesi eşimin blogu vesilesi ile Çorlu’daki Algida Dondurma Fabrikası gezisine davetliydik. Son zamanlarda katıldığımız pek çok etkinlikte olduğu gibi bunda da ben +1 olarak gitme şansına sahip oldum (Bada Developers Days etkinliğinde eşim +1 idi heh hee).

Gezinin olduğu sabah eşim rüyasında servis otobüsünü kaçırdığımızı görmüştü, öyle de oldu. Daha doğrusu biz vaktinde duraktaydık ama servis durağı tutturamadı ve bizi es geçti. Çok şükür imdadımıza FF’den Göktaşı Hanım ve eşi yetişti. Onlar durağa arabalarıyla gelmişlerdi. Otobüsü fazla uzaklaşmadan yetişebildik.

Daha çok yemek bloggerları davetli olduğundan katılımcıların büyük bir kısmı bayandı. Sunipeyk bey ve Özgür Bey (babaolmak.com) baylardan bildiklerim. Özgür Bey’in minik kızı talihimize bizim servisteydi :) Bir annesinin bir babasının kucağında zıplayıp durdu. Göktaşı Hanım’ın  mahdumu da yan koltukta kah uslu uslu oturarak kah annesinin dizlerinde uyuyarak güzel bir yolculuk yaptı. Diğer serviste de bir kaç cocuk daha vardı, artık onlar için ne unutulmaz bir gezi olmuştur kimbilir:)

Küçükken dondurma sevmezdim, ona rağmen annemle ablam -tadına bakıp sonra onlardan birine vereceğim için- mahsus bana da ısmarlardı. Şimdi en azından dondurmamı bitirebiliyorum :D Hele Magnum Gold olursa eşimin dondurmasına bile dadanmam ihtimal dahilinde.

Geziye başlamadan önce çay-kahve ve aperatif ikramı vardı. İkramların yanısıra çeşit çeşit dondurmalar da dolaplarda afiyetle bizim ziyaretimizi bekliyordu. Gönüllerini kırmadan onları da mutlu ettik.

İkramdan sonra seminer salonunda çeşitli sunumlar yapıldı. Algida anlatıldı. Dondurma tüketiminde Türkiye’nin nerede olduğunu ve nereyi hedeflediklerini söylediler. Soru cevap bölümü oldu. Güvenlik konusunda da kısa bir brifing aldık. Olası durumlarda çalan siren seslerinine ne anlama geldiğini ifade ettiler. “Bu gün planlanan herhangi bir tatbikat yoktur, siren sesi duyarsanız bu gerçek bir siren sesidir” cümlesi anlatan dahil herkesi güldürdü :)

Geziye başlamadan önce çantalarımızı bıraktığımız toplantı odasında masanın üstündeki ethernet kablosu çok ilgimi çekti. Klasik ethernet kablosu yerine bilgisayar kasalarındaki data kabloları gibi ince şeritler halinde hazırlanmıştı. Çok hoşuma gitti.

Fabrikanın hijyenik önlemleri katılımcılar için eğlenceliydi. Hepimize tek kullanımlık beyaz önlükler giydirdiler, acemi doktorlara benzedik. Çocuklara da minik önlükler giydirdiler. Turnikelerden geçerken üzerinde yürüdüğümüz yerde sular akıyor ve ayakkabılarımızı yıkayacak fırçalar dönüyordu. Gerçi fırçalar çalışanların özel ayakkabıları içindi sanırım, bizim ayağımızda galoş vardı. Ellerimizi önce köpüklü sabunla yıkadık, sonra turkinelerden geçerken özel bir sıvıyla daha ıslattık.

Otomasyon sistemleri -her ne kadar elektronik mühendisi olup mesleğimi icra etmesem de- çok ilgimi çekmiştir, bu açıdan bir dondurma fabrikasını gezmek benim için güzel bir deneyim oldu. Birbiriyle eşzamanlı bir şekilde çalışan bütün o makineler, işlemler çok muntazamdı ve harika bir mühendislik eseriydi. Fakat bu gezi sayesinde yazılım sektörüne kaymakla ne kadar isabetli bir adım atmış olduğumu bir kere anladım. Elektronik veya makine, Gerçekten zor dallardı benim için.

Fabrikanın içini dolaşırken magnum’un, kornetto’nun, vienetta’nın, maraş dondurmasının paketlenmeye doğru son bir kaç adımını görme şansımız oldu. Külahlı dondurmalarda külahları ilgili yerlere dolduran elemanlardan başka insan eliyle yapılan bir işlem görmedim. Gerçi belli yerlerde karşılıklı iki personel bulunuyordu ama sanırım onlar sadece bir aksilik olduğunda müdahale ediyorlardı. Fabrikada teknisyen haricindeki personeller tepeden tırnağa beyaz giyiniyorlardı. Ağızları maskeliydi ve başlarındaki boneler enselerini kapatıyordu. Bizim harala gürele dolaşmamızın yanında onlar sessiz sedasız işlerini yapıyor yahut yanımızdan geçiyorlardı. Uzay filmlerinde gemilerde çalışan yüzlerce askeri anımsatıyorlardı.

Kornetlerin yapıldığı bölümde içinde çikolata olan külahlardan ve herşeyiyle hazır, sadece soğutulmamış kornetlerden ikram ettiler. Sıcağı sıcağına yedik. Bir de Maraş Dondurması bölümünde bir kaç kutuyu açtılar, onları da pirana misali mideye indirdik.

Gezinin sonunda henüz raflara daha ulaşmamış franbuazlı dondurmalı pastanın tadına bakma imkanımız oldu. Şahsen “çikolata süt” seven bir tip olduğumdan sadece tadına baktım. Müptelalarına afiyet olsun efendim.

Geziden sonra fabrika bahçesinde mangal keyfi yaptık. Özenle hazırlanmış piknik masaları ve açık büfe çeşit çeşit mangal lezzetleri, sarmalar, salatalar, meyveler.. Söylemesi ayıp hemen hepsinin tadına baktık. Hepsi çok lezizdi. Hazırlayanlardan, bizi bu geziye davet edenlerden, bu organizasyonu düzenleyenlerden, bize ikramlarda bulunanlardan, tüm personelden Allah razı olsun.

Pikniğin ardından hatıra fotoğraflarımızı da çekip tekrar servislerle yola koyulduk. Evimizin Beylikdüzü’nde olması ilk kez bir etkinlikte işe yaradı, yolu en kısa olanlardan biriydik. Servisten inerken birer koli dondurma ve dondurma taşıma çantası hediye ettiler. İkram üstüne ikram, gerçekten çok mahcup olduk.

Emeği geçen herkese tekrar tekrar teşekkürler…

VirtualBox Macos’da VT-X is not available derse..

Perşembe, Temmuz 22nd, 2010

Eğer macos’unuza VirtualBox çalıştırmak isterken böyle bir hata alıyorsanız pratik bir çözümü var. Kendi home klasörünüzün içindeki ~/Library/VirtualBox/Machines klasöründe kurduğunuz sanal makineyle ilgili bir xml dosya bulacaksınız. O dosyayı açıp HardwareVirtx kelimesini aratın ve yanındaki enabled değerini false olarak değiştirip dosyayı kaydedin. Sorun düzelecektir.

<?xml ...
<VirtualBox ...
  <Machine ...
    <CPU count="1">
      <HardwareVirtEx enabled="true"/>
      ...

Tozlu raflardan çıkan bir hatıra

Pazartesi, Temmuz 19th, 2010

Dün çalışma odamızı şöyle bir toparlayıp masamızın üstünde duran el yapımı raflardan kurtulalım istedik. Maksat değişiklik olsun. Raflardaki lüzumlu eşyaları dolaplara tıkıştırabilmek için önce dolapları elden geçirmek icab etti. Karıştırdığım kutulardan birinde 2001 senesine ait “Pc Life” dergisinin eklerini (o zaman dergi dışında 2 ayrı ek vardı) buldum. Birisi NetLife diğeri de KidsLife.

KidsLife dergisini açar açmaz neden sakladığımız ortaya çıktı. Vaktiyle BT Hayat online bir dergi iken çocuklar için bir resim yarışması düzenlemiştik. Hediye sponsorlarımız sevgili Dr. Hakkı Öcal ağabeyimiz ve o zamanlar Pc Life dergisinde yönetici olarak çalışan Ömer ve Leyla Sayılır çifti idi.

Hakkı Abimizin fikri ile yarışmaya katılan tüm çocukları birinci ilan etmiş hediyeleri hepsine paylaşmıştık.

Çok güzel günlerdi..

Hayat kurtaran sql: mysql replace();

Pazartesi, Temmuz 19th, 2010

Hostinginden ve  teknik desteğinden sorumlu olduğunuz bir blog var. Müşterinizi kırmamak için makul isteklerine “peki” demeniz gerekiyor. Müşteri “siteyi sizin sunucunuza taşıdık, gayet güzel ama bazı dosyalar koymuştum, onlara tıklayınca indirme penceresi açılmıyor. Neden?” diye soruyor.

Web sitesi üzerinden kırık linki denediğimde sorun hemen kendini gösteriyor. Link eski sunucunun “ip adresini” gösterecek sekilde verilmiş. Yeni sunucudaki ip adresi tutmadığı için linkler çalışmıyor. Yoksa dosyalar sağlam ve yerli yerinde.

En basitinden bir php script yazar, iki sql ile sorunu çözerim diye düşündüm: İlk sql bu ip’nin geçtiği satırları çekecek, while içerisinde str_replace ile link düzeltilecek ve ikinci bir sql ile aynı post update edilecek.

Tam yazmaya başlıyordum ki bu işlemi veritabanı yapamaz mı acaba dedim ve replace komutunu Mysql için arattım. Daha önce hiç kullanmamıştım, meğer varmış. Kullanımı da çok kolay. Böylece tek satır php yazmadan basit bir sql çalıştırarak zahmetsizce müşteriyi memnun edebildik.

İşte hayat kurtaran mysql replace komutunun kullanımına örnek:

update wp_posts set post_content=replace(post_content,”http://78.40.231.2/~olduser/”,”http://sub.domain.com/~newuser/”) where post_content like ‘%http://78.40.231.2/~olduser/%’